Akıl Nedir? – Neye Denir? – Dini Terimler ve Kısa Açıklamaları

Sponsorlu Bağlantı

Sözlükte “menetmek, engellemek, alıkoymak, bağlamak, sığınmak ve tutmak” gibi anlamlara gelmektedir. Akıl terim olarak düşünmek, duyu vasıtalarıyla idrak etmek sûretiyle bilinmesi mümkün olan şeyleri bilme ve anlama gücü, iyiyi kötüden ayırt etme kabiliyeti, varlığın hakikatını idrak melekesi, maddî olmayan, fakat maddeye tesir eden cevher demektir. Bu tanımın bir uzantısı olarak bazıları aklı Cenab’ı Hakk’ın insan bedenine müteallik halk ettiği ruhânî bir cevher ya da kalpde hak ve batılı birbirinden ayıran, insanı koruyan, kale içine alan ve helâk edici yollardan uzaklaştıran kalbî ve ruhî bir kuvvet olarak kabul etmişlerdir.

Kur’ân’a göre insanı diğer varlıklardan farklı kılan, onun her türlü davranışlarına anlam kazandıran ve ilâhî emirler karşısında sorumlu kılan ancak akıldır. Kur’ân’ın toplam kırk dokuz yerinde geçen akıl, bilgi edinmeye yarayan bir güç ve doğru düşünmenin ölçüsü olarak sunulmuştur. Bu âyetlerden ikisinin meâli şöyledir:

“(Hidâyet çağrısına kulak vermeyen) kâfirlerin durumu; sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünmezler.” (Bakara, 2/171)

“Ve: şâyet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennem’in mahkumları arasında olmazdık! diye ilâve ederler.” (Mülk, 67/10)

Kelâm ekolleri de aklın mahiyeti hakkında farklı yorumlarda bulunmuşlardır. Ahmet ibn Hanbel ve Hâris el-Muhasibî, aklın; “faydalıyı zararlı olandan ayırt etmesi için Allah tarafından insana doğuştan verilen bir tabiat (garîze)” olduğunu belirtmişlerdir. Maturidî’ye göre akıl, “varlıkları ve onlarla ilgili bilgileri tasnif ederek sonuçlar çıkaran ve insana kıyas yapma gücü veren zihnî bir alettir.” İmam Eş’arî de aklı, “vacip, mümkün ve muhal olan hususları bilmek” şeklinde tarif etmiştir. Mutezile ekolüne mensup bilginler ise aklı, “Hakikatin bilinmesini sağlayan kaynak veya insanı diğer varlıklardan ayıran ve nazarî bilgilerin öğrenilmesini sağlayan bir güç” olarak değerlendirmişlerdir. Aklı ruhî bir güç olarak kabul eden Elmalılı M. Hamdi Yazır, onu duyulardan hareketle duyularla elde edilemeyen bilgiyi bizzat keşfeden idrak aleti diye tarif etmiştir. Sonuç olarak kelamcılar; aklı duyu organlarının ve beynin çalışmasından doğan maddî bir kuvvet kabul eden natüralist, materyalist ve sansüalist filozofların aksine, onu insanda doğuştan mevcut olan ruhî bir güç olarak kabul etmişlerdir. Kelâmcılara göre akıl, genel olarak iki kısma ayrılır: 1- Garîzi akıl: Her insanda doğuştan var olan ve insanın diğer canlılardan ayrılmasını sağlayan asıl akıldır. Bu, aynı zamanda deney ve düşünme yoluyle elde edilen bilgilerin de esasını teşkil eder. 2- Müktesep akıl: Garizî aklın kullanılmasıyla kazanılan akıldır. Sezgi, deney, düşünme ve öğrenim yoluyla oluşan bu tür akla mesmu’, müstefâd ve tecrübî akıl adı da verilir.

Sponsorlu Bağlantı

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.