Dinimizde Kadın ve Kızın Konumu

Sponsorlu Bağlantı

Dinimizde Kadın ve Kızın Konumu

Dinimizde Kadın ve Kızın Konumu, Eski dönemlerdeki ve özellikle de cahiliye dönemindeki büyük sapmalardan biri, erkek evlatların kız evlatlardan üstün olduğu inancıydı. Bu anlamsız ve dayanaksız düşünce bununla da yetinmemiş, kız evladı aile için utanç vesilesi görmüştür. İslâm öncesi var olan bu batıl inanç, en büyük vahşilik ve cinayetlerin kadınlara ve kızlara yönlendirilmesine neden olmuştur.

Cahiliye döneminde kadınların ve kızların neler yaşadığını anlatabilmek gerçekten çok zordur ve insanın insanlık yüzünü utançtan terletir. O soğuk ve kimliksiz dönemde, kadınların ve kızların insan olduğunu haykırmaya kimsenin cüret edemediği dönemde, İslâm bunu haykırmıştır; bu hurafî düşünceye savaş açmış, kadınlara yapılan zulüm ve haksızlıkların karşısında durup kadınları savunmuş, kadınları ve kızları kulluk, kölelik ve esaret zincirlerinden kurtarmıştır. Kadınların insanlık fıtratına aykırı olan kof ve batıl cahiliye düşüncesine göre, bu hayattan kadınlara düşen tek şey kölelik ve sömürüdür.

Kızların Eğitimi ve Olgunlaşması Alanında İslâm’ın Öğretileri

İslâm dini, insanın yaratılışıyla tam bir uyum içinde olan eğiti ve öğretilerini sunmakla, insanlar arasındaki hurafeleri ve batıl kültürleri tedrici olarak ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Kur’an-ı Kerim, bu batıl inanç ve hurafelerin bir kısmına ve dinin bu sapmalarla mücadelesine dikkat çekmiştir. Allah Resulü (s.a.a) peygamberliğe seçildiğinde, cahiliye düşüncesi Araplar arasında konum ve varlığını korumaktaydı; kadınlar ve kızlar erkeklerin köleleri ve esirleri olarak görülmekte, erkeklerin isteklerini uygulamakla yükümlü hayvanlar olarak algılanmaktaydı.

Yüce Allah, bu sapkın düşünceyle mücadele etmek için İslâm Peygamberine (s.a.a) kız evlat vermiş, bu kızın vasfı ve konumu hakkında da Kur’an-ı Kerim’de ilginç bir sure indirmiştir. Kur’an-ı Kerim, bu kızı Peygamberin (s.a.a) “Kevseri”, hayır ve bereket kaynağı olarak görmüş, bu büyük nimet karşısında Peygamber’in (s.a.a) Allah’a şükretmesini, hamdü senada bulunmasını istemiştir.

Kur’an-ı Kerim’in cesaret ve şeffaflığı, erkek evladı olmadığı için Peygamber’i (s.a.a) kınayanları geri püskürtmekle birlikte İslâm’ın atacağı yeni adımlarda Dinimizde kadın için uygun bir zemin hazırladı. Zamanın akışıyla hurafeler, kof ve batıl düşünceler, yerini kadınların ve kızların öze dönüşüne, değer eksenli hareketine bıraktı ve böylece insanlık tarihine ebedi örnekler sunuldu.

Tedrici olarak inançlarını geliştiren ve almış oldukları dinî eğitimlerini sağlamlaştıran ve genişleten Müslümanlar, dinî öğretilerin gereği olarak yüce Allah’ın hikmet sahibi olduğu, buyruklarının hikmete dayandığı, abes ve beyhude bir şey yapmayacağı, her şeyin yaratılışının hikmet ve hak üzere olduğu gerçeğini anladılar. Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmuştur:

Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak hak ile yarattık. 

Kur’an-ı Kerim bir başka ayette insanın hikmet üzere yaratıldığını, hikmet üzere yaratılmışlığın ne sadece erkeğe ve ne de sadece kadına özgü olmadığını, bütün insanların bu ilahi hikmet üzerinde düşünmeleri ve amaçsız yaratılmış olduklarını sanmaktan sakınmaları gerektiğini şöyle buyurmuştur:

Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız? 

Kur’an-ı Kerim’e göre insanın yaratılışı maslahat ve hikmet üzere gerçekleşmiş ve bu bağlamda erkek ve kız evlat arasında hiçbir fark yoktur. İlahi hikmet insan neslinin korunmasını gerektirir ve bu amacın gerçekleşmesi için hem kadın ve hem de erkek yaratılmalıdır. Öte yandan da ilahi hikmet, insanların yetkinliğe nail olabilmesi için olgunlaşma koşul ve zeminlerinin hem erkekte ve hem de kadında eşit olarak var olmasını iktiza eder. Ancak kadın ve erkeğin fizyolojik açıdan farklılığı, yaratılışsal erginlik koşulları ve zeminleri arasındaki eşitlik ilkesiyle asla çelişmemektedir. Takva, erdemler, ilahi yakınlık kazanma açısından kadın ve erkek aynı seviyede ve eşit koşullardadır. Onların her biri himmet, gayret ve nimetlerden doğru faydalanma sayesinde manevi ve ilahi yeteneklerini geliştirebilirler.

Buna göre ister kız ve ister erkek olsun, insana nasip olan her yaratılış lütfun özüdür; tümüyle rahmet, muhabbet, keramet tecellisidir ve en güzel seçim olan bir lütuftur. Tam anlamıyla hikmet, adalet ve rahmet olan bir lütuf karşısında insanın görevi, ancak teslim olmak ve rıza göstermektir. İşte bu teslimiyet en büyük ibadettir. Öyleyse yüce Allah’ın birine erkek veya kız evlat vermesi, başkasına ikiz evlat vermesi ve hatta bir başkasını kısır kılması, yüce Allah’ın lütuf ve rahmetinin yansımasıdır.

Kur’an-ı Kerim bu noktaya temasla şöyle buyurmaktadır:

Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Dilediğini yaratır; dilediğine kız çocukları, dilediğine de erkek çocukları bahşeder. Yahut onları, hem erkek hem de kız çocukları olmak üzere çift verir. Dilediğini de kısır kılar. O, her şeyi bilendir, her şeye gücü yetendir. 

Bu ayetten açıkça anlaşılmaktadır ki, kız evladın dünyaya gelmesi de aynen erkek evladın dünyaya gelmesi gibi ilahi iradenin yaratılış üzerindeki egemenliğinin, daha doğrusu, yüce Allah’ın bilgi ve kudret nurunun insana yansımasıdır. İlahi egemenlik ve malikiyet, fiil ve irade, bilgi ve kudret, bir baba ve annenin kız evlat sahibi olmasını iktiza etmiş ve bunun gereği olarak kız çocuğu dünyaya gelmişse ve onlar da bundan rahatsız olmuş ve buna surat asmış iseler, gerçekte yüce Allah’ın yaratıcılığına, bilgisine ve gücüne surat asmış olacaklardır. Bu memnuniyetsizlik ve üzüntü, hikmet ve mantıktan uzaktır. Annenin hamile kalması şeklinde gerçekleşen ilahi irade, baba ve annenin ömür boyu şükretmesini gerekli kılan bir nimettir.

İnsanlığın büyük önder ve modeli yüce İslâm Peygamberi (s.a.a), bunun en güzel ve canlı örneğidir. Unutulmaması gerekir ki yüce Efendimizin (s.a.a) Kasım, Tayyib, Tahir ve İbrahim adında erkek çocukları olmuş ve doğumdan bir süre sonra ölmüşlerdi, ancak bunların doğumu münasebetiyle yüce Allah tarafından tebrik edilmemiş ve bu hususta bir ayet bile inmemişti. Fakat Hz. Fatıma (s.a), Hz. Hatice’nin (s.a) pak rahminde varlık bulduğunda, Kevser Suresi inmiş ve yüce Peygamberimiz (s.a.a) ebedî bir hayır ve bereketle müjdelenmiştir.

Sponsorlu Bağlantı

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.