Dua Hakkında Takvim Yazısı

Sponsorlu Bağlantı

MAKBÛL DUALAR

Dua’da istenecek en mühim şey Allâh’dan günahlarının ve kusurlarının affı ve âfiyettir. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) “Rabb’inden dininde ve dünyanda ve âhiretinde af ve afiyet iste. Eğer sana bunlar verilirse kurtulmuşsun demektir.” buyurmuşlardır.

Mazlumun bedduasından sakınmalıdır. Zira Hadîs-i Şerîfde “Üç kişi vardır ki duaları reddolunmaz: İftar edeceği sırada oruçlunun, adaletli idarecinin ve mazlûmun duasıdır.” Diğer Hadîs-i Şerîfte “Babanın evladına duası, müsafirin ve mazlûmun duası reddolunmaz.” buyurulmuştur.

Hastanın duası makbûldür. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) “Hastayı ziyârete girdiğin vakit ona senin için dua etmesini söyle. Muhakkak onun duası meleklerin duası gibidir.” buyurmuşlardır.

Din kardeşine gıyabında yapılan dua da makbuldür. Hadîs-i Şerîfte “En süratli kabul olunan dua gâibin gâibe duasıdır.” buyurulmuştur.

Zira bu dua riya vesair şüphelerden uzaktır, sırf Allâh için yapılan duadır.

Duâ ederken, doğudan batıya bütün Ümmet-i Muhammed’e birden duâ etmelidir. Duayı yalnız kendisine tahsis etmemelidir. Bir beldeye yağmur yağdığında, o beldede olan bütün bağlar, bahçeler, tarlalar sulandığı gibi Allâh katında makbûl olan bir duâ sebebiyle Cenâb-ı Hak bütün halkı ilâhî ihsânına mazhar eyler.

Allâhü Teâlâ’nın en sevdiği dua Ümmet-i Muhammed’in bağışlanması için yapılan duadır. Yani: “Allahümmağfir li-ümmeti Muhammedin rahmeten âmmeten.” (Allâh’ım, rahmetinle bütün Ümmet-i Muhammed’i bağışla) diye dua etmektir. Bu sebepten umûma, bütün Müslümanlara duâ eylemeli. Çünkü bu duâ Allâh katında kabul olunur da bütün müslümanların ihyâsına, faydalanmasına sebep olur. Bundan büyük nimet olmaz. Cenâb-ı Hakk cümlemizi duâsı makbûl ve râzı olduğu kullarından eyleye. Amin. (Miftâhu ‘l-Kulûb)

ŞEYTANIN BELİNİ BÜKEN DUA

İmâm Gazâlî (rh.) anlatıyor: Ariflerden biri dedi ki: “Şeytan bana gayet zayıf, sıska ve beli kambur bir adam kılığında göründü. Ağlıyordu. “Seni ağlatan nedir?” dedim. “Hacıların yola çıkması!” dedi. “Seni bu derece zayışatan nedir?” diye sordum, “Atların cihad (Allah yolun)da şahlanması! cevabını verdi. “Ya belini kamburlaştıran?” dedim,

‘Kulun, Allahümme innî es’elüke hâtimete’l-hayri’; Allâh’ım! Senden hüsn-i hâtime (imanla ölmeyi) istiyorum diye dua etmesi” dedi.

DUA İÇİN FAZİLETLİ VAKİTLER

Duanın kabulü için faziletli vakitleri ve mekânları gözetmeli, böyle zamanlarda duayı ganimet bilmelidir. Şu vakitlerde dua kabûle daha yakındır:

Cuma günü ezan vakti, Cuma gününün son saati, Cuma namazında son ezan okunurken,

Ezanla kamet arasında, kâmette “kad kâmeti’s-salât” denilirken, Çarşamba günü öğle ile ikindi arasında, her günün zeval vaktinde; günün tam ortasında güneş tepede iken. Gecenin son üçte birinde; seher vakitlerinde,

Cuma gecesi, Receb ayının ilk gecesi, Berât gecesi, Kadir gecesinde, Arefe günü ve bayram gecelerinde, İftar vaktinde

Kalb rikkate geldiği; inceldiğinde (zira o, Allâh’ın bir rahmetidir), Hastalık esnasında,

Çoluk çocuğundan ve vatanından uzakta iken,

Beş vakit namazın sonunda,

Kurân-ı Kerîm hatminden sonra,

İhlas suresini okuduktan sonra,

Yüz kişiyi bulan Müslüman cemaat arasında,

Secdede,

Kurân-ı Kerîm’i okuduktan sonra,

Ölünün yanında ve,

Horoz öterken dua kabule yakın olur.

Duanın faziletli olduğu bazı makamlar şunlardır:

Allâh yolunda savaşmak üzere saşar bağlandığında, yağmur yağarken,

Beytullâh’ı; Ka’be-i Muazzama’yı görünce, Beytullâh’ın kapısı ve

makâm arasında ve rükün ile Makâm-ı İbrahim arasında.

“DUÂ İBADETİN ÖZÜDÜR”

Duâ, Allâhü Teâlâ’ya tezellül, iltica ve kulluğunu göstermektir. Duâ İslam’ın sünnetlerindendir.

Hadîs-i Şerîfde “Cenâb-ı Hak katında duâ kadar kıymetli ve itibarlı şey yoktur. Muhakkak duâ ibadetin iliğidir.”

buyurulmuştur. Yani bedenin kemikleri ilikle ve beden de kemikle dik durabiliyorsa, ibadet de duâ ile tamam olur. Bundan dolayı her ibadet duâ ile bitirilmelidir.

Duâ mü’minin silahıdır. Hadîs-i Şerîfte: “Size düşmanınızdan kurtaracak, rızıklara kavuşturacak şeyi bildireyim mi? Allâhü Teâlâ’ya gece ve gündüz duâ edersiniz. Zira duâ mü’minin silahıdır,” buyurulmuştur.

Duâ, inmiş ve inmemiş belaya fayda verir. Muhakkak bela kula iner, duâ onu karşılar da kıyâmete kadar onunla savaşır, onu defeder, geri çevirir.

Duâ belayı hafifletir, ona karşı sabra vesile olur. Duânın bazı adabı vardır:

En birincisi helal yemektir. Hz. Sa’d bin Ebî Vakkâs (r.a.), Resûlullâh Efendimiz’den (s.a.v.) duâsı makbul olanlardan olması için duâ etmesini istedi.

“Yâ Sa’d, haramlardan sakın. Zira midesine haram lokma giren her kişiden kırk gün duâ kabul olunmaz” buyurdular. Duâ, ihtiyaçların görülmesinin anahtarıdır, o anahtarın dişleri de helâl lokma yemek ve helal giyinmektir.

Duânın diğer adabı, günah ve hatalardan çok tevbe etmek ve istenilen şeyde acele etmemek, duadan usanmamaktır.

Duâ edilen şeyin hemen verilmemesi ya mukadder vakti gelmediğinden veya Cenâb-ı Hakk’ın kulunun yalvarmasını sevdiğinden yahut Cenâb-ı Hakk’ın bildiği başka bir hikmettendir. Kula düşen, duâsında ısrar ve ilticaya devam etmektir. Bir kimseye duâsının karşılığı dünyada verilmese âhirette sevabını alır. Duâ için faziletli vakitleri gözetmeli, faziletli makamlarda duâyı ganimet bilmelidir.

DUÂ ASKERİ, GAZÂ ASKERİ

Leşker-i duâ yani duâ ordusu bizzat savaşa gidenlerin galib olması için duâ edenlerdir. İmâm-ı Rabbânî Hazretleri “Bir savaş iki ordunun ittifakıyla kazanılır. Biri leşker-i gazâ, diğeri leşker-i duâdır.” buyurmuşlardır. Yani silah ile harbeden askerin galip olması için duâ askerinin duâ etmesi icabeder.

Ashâb-ı Kirâm radıyallahu anhüm harbe giderlerken Ashâb-ı Suffe’den duâ istemeleri de bunun en güzel numûnelerindendir.

Çünkü Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem:

“Bir mü’minin bir mü’mine gıyâbında duâsından daha çabuk kabul edilen hiçbir duâ yoktur.” buyurmuştur.

Vezir Nizamülmülk’ün Sultan Melikşah’a cevabı leşker-i duânın ehemmiyetini gayet güzel açıklar.

Selçuklu veziri Nizâmülmülk’ü çekemeyenlerden bazısı Sultan’a şikâyet edip: “Nizâmülmülk her yıl âlimlere, zikir ehline ve Kur’ân okuyanlara 300 bin altın veriyor. Eğer bu para ile bir ordu donatılsa İstanbul’u bile fethetmek mümkündür.” dediler. Melikşah, bunu vezirine sordu. Nizâmülmülk şöyle cevab verdi:

“Ey dünya sultanı, Allah, sana ve bana, kullarından hiç kimseye nasip etmediği ikramlarda bulunmuştur. Buna karşılık sen, Allâh’ın dinini yüceltmeye çalışan, onun Aziz Kitabına hizmet edenlere yılda 300 bin altın sarf etsen çok mudur? Sen her yıl askerlere onca para harcıyorsun. Halbuki bunların en kuvvetlisi ve en nişancısının attığı ok, bir milden ileri gitmez. Bunlar ellerinde bulunan kılıçlarıyla yalnız yakınlarındaki kimseleri öldürebilirler. Ben ise bu para ile öyle bir ordu donatıyorum ki, onların duâları tâ Arş’a kadar gider ve Allâh’a ulaşmasına hiçbir şey engel olamaz.” Sultan Melikşah, ağladı ve:

“Sen bu ordunun sayısını elinden geldiği kadar artır; sana istediğin kadar para hazır, dünyanın serveti senindir.” dedi.

Sponsorlu Bağlantı

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.