Fatiha Suresi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Sponsorlu Bağlantı
FATİHA SÛRESİ
 Fatiha Suresi’nin Kur’an-ı Kerim’deki Yeri 
Fatiha Suresi, Müddesir suresinden sonra Mekke’de inmiştir. 7 ayetten oluşmaktadır. Tam olarak inen ilk suredir. Resmi sıralamada birinci, nüzul sırası itibarıyla beşinci sûredir.
Fatiha Suresi’nin İnişi 
Kur’an’ın ilk sûresi olduğu için açış yapan, açan manasına “Fâtiha” denilmiştir. Halk arasında yaygın olarak “El-Hamdülillah” suresi olarak da bilinir. Bu sureye “ana kitap” manasında “Ümmü’l-Kitâp”, “dinin esaslarını ihtiva eden” manasında “el-Esâs” isimleri verildiği gibi, ana hatlarıyla İslâm’ı anlattığı için “el-Vâfiye” ve “el-Seb’u’l-Mesânî”, birçok sırrı taşıdığı için “el-Kenz” gibi isimler de verilmiştir. Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) “Fâtiha’yı okumayanın namazı olmaz” buyurmuştur. Bundan dolayı beş vakit namazın her rek’atında bu sûreyi okumak vâciptir. Namaz kılan her Müslüman, bu sureyi günde kırk kere okumaktadır. Kaynaklarda nüzul sebebiyle ilgili özel bir olay yoktur. Kur’an-ı Kerim’in baş tarafına konmak üzere vahiy edilmiştir; Kur’an-ı Kerim’in hem bir mukaddi­mesi hem de özeti gibidir. Ayrıca her müminin kıldığı namazın bütün rekâtlarında rabbi ile konuşurcasına okuması ve bu sayede O’na yaklaşması murat edilmiş­tir. Bu surenin inişi hakkında âlimlerin farklı görüşleri vardır.

1- İbn Abbas, Katâde, Ebu’l-Aliye er-Riyahi (Rufey) başta olmak üzere âlimlerin çoğuna göre Kur’an’dan ilk nazil olan surelerden biri olarak Mekke’de nazil olmuştur.
a- Ebû Osman Said b. Muhammed b. Ahmed ez-Zahid, dedesinden, o Ebû Amr el-Hıyerî’den, o İbrahim b. el-Haris ve Ali b. Sehl b. el-Muğire’den, onlar da Yahya b. Ebî Bükeyr’den, o İsrail’den, o Ebû İshak’tan, o da Ebû Meysere’den bize haber verdi: “Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ortaya çıktığında kendisine ‘Ya Muhammed” diye nida eden bir münadiyi işitti. Sesi işitince korka korka yürüdü. Varaka b. Nevfel de kendisine dedi ki: “Nida eden sesi işittiğinde sana ne dediğini işitinceye kadar sağlamca dur.” Yine Rasûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) görünce “Ya Muhammed” diye aynı sesi duydu ve: “Emrine hazırım” buyurdu. Seslenen dedi ki: “Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şahidlik ederim de.” Sonra aynı ses O’na Fatiha Sûresi’ni sonuna kadar okudu.”
b- Ebû İshak Ahmed b. Muhammed el-Müfessir, Hasan b. Cafer el-Müfessir’den, o Ebu’l-Hasan b. Muhammed b. Mahmud el-Mervezî’den, o Abdullah b. Mahmud es-Sadi’den, o Ebû Yahya el-Kasrî’den, o Mervan b. Muaviye’den, o A’la b. el-Müseyyib’den, o Fudayl b. Amr’dan, o da Ali b. Ebî Talib’den Ali’nin şöyle dediğini bize haber verdi: “Fatiha-i Kitab, Arş’ın altındaki bir hazineden Mekke’de nazil oldu.” Bu rivayete bakarak usulcüler, Mücahid’in “Fatiha Sûresi Medine’de nazil olmuştur.” sözünü hatalı görürler.
c- Ebû İshak Ahmed b. Muhammed el-Müfessir, Hasan b. Cafer el-Müfessir’den, o Ebu’l-Hasan b. Muhammed b. Mahmud el-Mervezî’den, o Abdullah b. Mahmud es-Sadi’den, o Amr b. Salih’ten, o babasından, o Kelbî’den, o Ebû Salih’ten, o da İbn Abbas’tan şöyle dediğini bize haber verdi: “Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke’de nübüvveti tebliğ edince “Bismillahi’r-Rahmani’r-Rahim, el-hamdu lillahi Rabbi’l-âlemin” dedi. Bunun üzerine Kureyşliler: “Allah, ağzını kapatsın, kırsın” veya bunun gibi birşey söyledi
d- Sa’lebî, senedi ile, Amr b. Şurahbil’in şöyle dediğini rivayet etmiştir. “Kur’ân’dan ilk nazil olan Fatiha Sûresı’dir.”
e- Amr ibn Şurahbîl şöyle anlatıyor: “Kur’ân’dan ilk nazil olan “el-Hamdu lillâhi Rabbi’l-âlemîn”dir. Şöyle ki: (Vahyin başlangıcında) Hz. Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Hz. Hatîce  (Radıyallâhu anh)’a gizlice şöyle dedi: “Bana bir şeyin karışmasından (yani aklıma bir halel gelmesinden) endişeleniyorum.” Bunun üzerine, Hz. Hatice (Radıyallâhu anh): “O da ne ki? Nereden böyle bir korkuya kapıldın?” diye sorunca Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi: “Yalnız kaldığımda, “oku” diye bir ses duyuyorum.” Sonra Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Varaka b. Nevfel’e gitti ve bu du­rumu ona sordu. O, Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e şöyle dedi: “Sana bu seslenme tekrar vukubulacak olursa olduğun yerde kal, kaçıp orayı terketme, iyice dinle.” Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de öyle yaptı. Böylece Cebrail (Aleyhisselam), Hz. Rasûl’e geldi ve O’na “Bismillahirrahmanirrahim, el-hamdulillahi Rabbi’l-‘alemîn” de” dedi. Bu haberin isnadı Ebu Sâlih’den, o da İbn Abbâs’tan şeklinde îbn Abbâs’a çıkarıl­maktadır. Bu haber Fâtiha’nın. Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ’e ilk nazil olan vahyin Fatiha ol­duğu anlamına gelmese bile herhalde Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e ilk nazil olanlar içinde Fatiha’nın da bulunduğuna delâlet etmektedir.
f- Beyhaki, “Delailü’n-Nübüvve” adlı eserinde Ebu Meysere Amr b. Şerahbil’den şunu nakletmektedir: “Rasûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hz. Hadice (Radıyallâhu anh)’a şöyle dedi: “Yalnız kaldığımda bir ses işittim. Allah’a yemin ederim bunun hoşa gitme­yen bir iş olacağından korktum.” Hz. Hadice (Radıyallâhu anh) şöyle dedi: “Bundan Allah’a sı­ğınırım. Allah, sana böyle bir şey yapılmasına izin vermez. Allah’a yemin ede­rim sen şüphesiz emaneti yerine getirirsin, akrabalık bağına riâyet edersin ve doğru söz söyleyen bir kimsesin.” Rasûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’ın bulunmadığı bir sırada Ebu Bekir (Radıyallâhu anh) eve gelir ve Hz. Hatice (Radıyallâhu anh), Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in kendisine neler söylediğini ona anlatır ve devam­la şöyle der: “Ey Atik, Muhammed ile Varaka b. Nevfel’in yanına git.” Rasûlullah  (s.a.v.) yanlarına girdiğinde Hz. Ebu Bekir (Radıyallâhu anh), Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in elinden tu­tar ve şöyle der: “Seninle birlikte Varaka’ya gidelim.” Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona: “Sa­na durumu kim haber verdi?” diye sorunca Hz. Ebu Bekir (Radıyallâhu anh): “Hatice” dedi. İki­si birlikte Varaka’nın yanına gittiler ve durumu ona anlattılar. Bu arada Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi: “Yalnız kaldığım sırada arkamdan ‘ya Muhammed, ya Muhammed!’ diye birisinin seslendiğini işitiyorum, ben de kaçmaya koyulu­yorum.” Varaka: “Hayır, böyle yapma”, dedi. “Bu sesi işittiğin takdirde, sana ne söyleyeceğini işitmek üzere yerinde dur, sonra yanıma gel bana durumu bil­dir.” Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yalnız kaldığı sırada ona: “Ya Muhammed!”, diye seslenil­di. Bil ki: “Rahman ve rahîm olan Allah’ın adıyla, hamd âlemlerin rabbi Al­lah’a mahsustur…”buyruğunu “sapanlarınkine değil” buyruğuna kadar ya­ni sûrenin sonuna kadar inzal buyurdu. “La ilahe illellah” de. Daha sonra Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Varaka’ya gitti ve bu durumu ona anlatınca Varaka ona şöyle de­di: “Sana müjdeler olsun, sana müjdeler olsun. Ben tanıklık ederim ki Meryem oğlu İsa’nın geleceğini müjdelediği kişi sensin. Musa’ya gelen Namus (vahy)’ın benzeri sana da gelmiştir. Sen Rasûl bir peygambersin. Bundan son­ra sana cihad emri verilecektir. Bu emir sana geldiği takdirde ben hayatta olur­sam şüphesiz seninle birlikte senin yanında cihad ederim.” Varaka vefat et­tiğinde Rasûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Andolsun o keşişi, cennette üzerin­de ipek elbiseler bulunduğu halde gördüm. Çünkü, o bana iman etti ve be­ni tasdik etti.” Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  bu sözleriyle Varaka’yı kastediyor. el-Beyhaki (Allah ondan razı olsun) der ki: “Bu (hadisin senedi) munkatı’dır. Eğer ger­çekten mahfuz bir rivayet ise bunun Hz. Peygamber(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e: “Yaratan Rabbinin adıyla oku”buyruğu ile “Ey örtülerine sarılıp bürünmüş olan” buyruğunun nüzulünden sonra meydana gelmiş bir ola­ya dair bir haber olma ihtimali vardır.”
g- Kurtubi diyor ki: “Fatiha suresinin Mekke’de indiği görüşü daha sahihtir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Andolsun ki biz sana tekrarlanan yediyi ve şu büyük Kur’ân’ı verdik.”(Bu âyetin yer aldığı) Hicr sûresinin Mekke’de indiği ise icma ile kabul edilmiştir. Yine namazın Mekke’de farz kılındığı hususunda bir görüş ayrılığı yoktur. İslâm tarihi boyunca “elhamdülillahi rabbi’l âlemin (di­ye başlayan Fatiha sûresi)” okunmaksızın bir namaz kılındığına dair bir ha­ber nakledilmemektedir. Buna da Hz. Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ’in: “Fâtihatü’l-Kitab okun­madıkça hiçbir namaz olmaz” buyruğu delildir. Bu ifade, hükmü haber ver­mektedir. Yoksa olan bir şeyin haberi değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.” 
2- Ebû Hureyre, Mücâhid, Atâ b. Yesâr, ez-Zührî  başta olmak üzere bazı alimlere göre bu sûre Medîne’de nazil olmuştur.
a- Sa’lebi senedi ile birlikte, Mücâhid’den, şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Fatiha Sûresi, Medîne’de nazil oldu.”
b- Hüseyn b. Fadl dedi ki: “Her âlim yanılabilir. Fatiha’nın Medine’de indiği görüşü Mücahid’in bir yanılmasıdır. Zira o bu sözde yalnız kalmıştır. Âlimler aksini söylüyorlar. Fatiha’nın Mekke’de nazil olduğuna kesin olarak hüküm veri­lecek delillerden biri de “Andolsun biz sana tekrarlanan yediyi (fatiha’yı) ve yüce Kur’an’ı verdik.”âyetidir.”
c- Muhammed b. Abdirrahman en-Nahvî, Muhammed b. Ahmed b. Ali el-Hıyerî’den, o Ahmed b. Ali b. el-Müsenna’dan, o Yahya b. Eyyub’dan, o İsmail b. Cafer’den, o el-A’la’dan, o babasından, o da Ebû Hureyre’nin şöyle dediğni bize haber verdi: “Ubeyy İbn Ka’b, kendisine Ümmü’I-Kur’an’ı okuduğu esnada Rasulullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)buyurdu ki: “Hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki Allah bunun bir mislini, ne Tevrat’da, ne İncil’de, ne Zebur’da, ne de Kur’an’da indirmiştir. Şüphesiz o bana veri­len Seb’ul-Mesani (namazın her rekatında tekrar tekrar okunan yedi âyet) ve büyük Kur’an’dır.”
3- Rivayetler arasını te’lif sadedinde bazı âlimler de, “Sûre bir kere Mekke’de namaz farz kılındığında, bir kere de Medine’de kıble Beytu’l-Makdis’den Ka’be’ye çevrildiğinde olmak üzere iki defa nazil olmuştur.” derler. Buna göre Fatiha Sûresi hem Mekkî, hem de Medenîdir. Bundan dolayı Cenâb-ı Allah, onu “Mesânî” diye isimlendirmiştir. Çünkü, bu sûreyi iki defa indirmiştir. Bu durum da ancak bu sûrenin ne kadar şerefli olduğunu gösterir.  el-Hicr Sûresi ittifakla Mekke’de nazil olmuştur.  Bu âyet de bu sûrenin içinde­dir. Dolayısıyla Allah Teala Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e Mekke’de bulunurken Fatiha’yı ih­san edip, sonra da onu Medine’de indirmiştir. Rasulullah (s.a.v.)’ın Fatiha’yı okumaksızın, namaz kılarak Mekke’de on küsur sene yaşadığını söylememiz mümkün değildir. Bu iddia akılların kabul edemeyeceği şeyler cümlesindendir. Yarısı Mekke’de, yarısı da Medine’de indiği de söylenmiştir. Ebu’1-Leys Nasr b. Muhammed b. İbrahim es-Semerkandî bu görüşü kendi tefsirinde nak­letmektedir.   
Fatiha Suresinin Arapça Okunuşu 
fatihasuresi
 
 
 
 
 
Fatiha Suresinin Türkçe Okunuşu
Bismillahirahmanirrahim Elhamdu lillâhi rabbil’alemin. Errahmânir’rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na’budu ve iyyâke neste’în, İhdinessırâtel mustakîm. Sırâtellezine en’amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn. Amin.    
Fatiha Suresinin Türkçe Anlamı
Râhman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla Hamd, âlemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve Din Günü’nün sahibi olan Allah’a mahsustur. (Allahım!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir. Amin.
Fatiha Suresinin İngilizce  Çevirisi
Râhman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla –> In the name of Allah, the Beneficent, the Merciful!
Âlemlerin Rabbi (sâhibi, yetiştiricisi) Allah’a hamdolsun –> Praise be to Allah, Lord of the Worlds,
(O) Rahmân’dır, Rahim’dir –>The Beneficent, the Merciful.
Din (cezâ ve mükâfât) gününün sâhibidir –> Owner of the Day of Judgement,
(Ya Rabbi) Ancak sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz! –> Thee (alone) we worship; Thee (alone) we ask for help.
Bizi doğru yola ilet –> Show us the straight path,
Ni’met verdiğin kimselerin yoluna. Kendilerine gazap edilmiş olanların ve sapmışların yoluna değil. (ya Rabbi)!  –>The path of those whom Thou hast favoured; Not (the path) of those who earn Thine anger nor of those who go astray.  
Fatiha Suresi’nin Faziletleri
 Rasûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu;
“Kurandaki en hayırlı sure, Fatiha Suresidir.”
“Fatiha Suresi her hastalığa karşı şifadır.”
“Fatiha Suresi terazinin bir gözüne konsa, bütün kuran da öbür göze konsa, ebetteki Fatiha-ı Şerife bütün Kuran’a yedi kere üstün gelir”
“Muhakkak ki Allah’u Teâlâ, bir topluluğun üzerine azap murad ettiği zaman, o topluluktaki çocuklardan birinin medresede Fatiha suresini okuması sebebiyle onların üzerinden kırk yıl azabı kaldırır.”
“Yatağa girildiğinde, uyumadan önce Fatiha ve İhlas surelerini okuyan, ölüm hariç bütün tehlikelerden emin olur”
Tefsir-i Hanefi’de geçtiği üzere Rasûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Cebrail (Radıyallâhu anh) bana şöyle dedi: Ey Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)! ben daha önce senin ümmetine verilecek bir azaptan korkuyordum. Fatiha-i Şerife inince, artık onlara Allah’ın azap etmeyeceği güveni geldi”
Bunun üzerine Cebrail (Radıyallâhu anh) e: “Neden?” diye sordum. Cebrail şöyle cevap verdi:
-”Çünkü Allah’u Teâlâ cehennemi günahkârlar için vaat etmiş yani onlara bununla azap vereceğini hatırlatmıştır. Kuranda bu husus şöyle beyan edilmiştir: ‘Ve cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir. O cehennemin yedi kapısı olup her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise cennetlerde pınar başlarındadırlar. Oraya esenlikle gidiniz denilir’ Cebrail (Radıyallâhu anh) sonra şöyle devam etti:
Fatiha’nın yedi ayeti vardır, kim onu okursa her ayet cehennemin kapısına bir perde ya da kapak olur da böylece ümmetin cehennem üzerinden salimen geçerler.
Fatiha Suresi’ne İlişkin Rivayetleri
Enes bin Malik (Radıyallâhu anh)’dan rivayetle Rasûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim besmeleden sonra, Fatiha’yı Şerifeyi okur, sonrada Amin derse gökte bir mukarreb (Allah’a en yakın) melek kalmaz hepsi onun için istiğfar eder (af ister).”
Ebu Hureyre (Radıyallâhu anh)’dan rivayet edilmiştir ki, Rasûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğunu işittim: “Allah şöyle buyurmuştur:
‘-Ben namaz suresi olan Fatiha’yı kendimle kulum arasında ikiye böldüm: yarısı Benim diğer yarısı da kulumundur ve kuluma ne isterse verilecektir.’
Kul: ‘el-Hamdü lillahi Rabbil-’âlemin.’ dediğinde,
Allah’u Teâlâ: ‘Kulum bana hamd etti’ buyurur.
Kul: ‘er-Rahmânir-Rahim’ dediğinde,
Allah’u Teâlâ: ‘Kulum beni övdü’ buyurur.
Kul: ‘Mâliki yevmid-dîn’ dediğinde,
Allah’u Teâlâ: ‘Kulum benim şan ve şerefimi yüceltti’ buyurur.
Kul: ‘İyyâke na’büdü ve iyyâke neste’în.’ dediğinde,
Allah’u Teâlâ: ‘Bu benim ile kulum arasındadır, kulum ne isterse verilecektir’ buyurur.
Kul: ‘aleyhim gayri-mağdûbi’aleyyhim veled-dâll’în.’ dediğinde,
Allah’u Teâlâ: ‘Bu da sadece kuluma aittir, kulum ne isterse, verilecektir.’ buyurur.”
Not: Fatiha’nın Allah’u Teâlâ ile kulu arasında iki yarıya bölünmesinin anlamı da şudur: Fatiha’nın yarısı yüce Allah’a övgü ve O’nun Celalini tazimdir. Diğer yarısı ise, kulun Allah’a bir duası ve O’ndan dilekleridir.
İbni Abbas (Radıyallâhu anh) dedi ki: Cebrail (Aleyhisselam)Rasûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in yanında oturuyorken, üst taraftan bir gıcırtı sesi duydu. Başını kaldırarak şöyle buyurdu: 
‘- Bu, (ilk olarak) bugün açılan semadaki bir kapıdır: Bu günden önce asla açılmamıştır. O kapıdan bir melek indi.’ 
Cebrail (Aleyhisselam)  dedi ki: ‘- Bu yeryüzüne (ilk olarak) inen bir melektir. Bugünden önce yere inmiş değildir.‘ Selam verdi ve:‘ -Sana verilmiş olan ve Sen’den önce hiç bir Peygambere verilmemiş olan iki nurun müjdesini veriyorum. Bir Fatihat’ül-Kitab diğeri bakarı suresinin son ayetleridir. (Amenerrasülü’dür). Bu iki nurdan okuduğun her bir harf mutlaka sana (sevap ve ecir olarak) verilecektir’. 
Not: Fatiha Suresi ve Bakara Suresi’nin sonundaki iki ayet çok faziletlidir. Bunları ezberleyip okuyan, mahiyetini ve muhtevasını düşünen gereğini yerine getirenler doğru yolu bulur, dünya ve ahiret saadetine erişirler.
Ebu Said El-Hudri (Radıyallâhu anh) şöyle rivayet etmiştir. Rasûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in Ashabından bir gurup bir sefere çıktılar. Nihayet Arap kabilelerinden bir kabileye indikleri zaman onlardan misafir kabul edilmelerini istediler. Fakat kabile, onları misafir kabul etmedi. O kabilenin reisi de bir akrep tarafından ısırılmış bulunuyordu. Onun tedavisi için her türlü çareye başvurdularsa da, hiçbir şey ona fayda vermedi. O kabilenin cariyelerinden biri dedi ki:
‘-Şu misafir olmak isteyen kişilere gitseydiniz, belki onlarda fayda verecek bir şey bulunur.bunun üzerine o sahabelere gidip dedilerki: ‘- Ey cemaat! Bizim reisimiz (olan Selim isimli kişi) akrep tarafından ısırıldı. Onun için her türlü çareye başvurduk; fakat hiçbir şey ona fayda vermiyor. (onunla meşgul olacak erkekler de şu anda yoklar.) Acaba sizde rukye yapan biri varmı?‘
Ashapdan biri:
‘- Vallahi ben okurum. Fakat biz sizden misafir kabul edilmemizi istedik de, vallahi bizi misafir etmediniz. Onun için bize bir ücret vermedikçe size okuyuculuk yapmam’, dedi. Bunun üzerine bir bölüm (yaklaşık otuz 30) koyun vermeleri şartı ile anlaştılar. Sonra o kişi gitti. Fatiha’yı (üç veya yedi kere) okuyup üfledi. Reisleri sanki bağdan çözülür gibi huzura kavuştu ve yürümeğe başladı. Hiçbir ağrısı kalmadı. Onlar da anlaştıkları üzere bir bölük koyunu. Ashabı Kiram’a verdiler. İçlerinden biri:
‘- bunları bölün,’ dedi,
Hastayı okumuş olan kişi:
‘- Hayır yapmayın. Biz Rasûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)e gidelim de, olanları O’na anlatalım. Bize ne emir buyuracak ona bakalım,’ dedi.
Onlar topluca Rasûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)e vardılar ve ona olayı anlattılar. Rasûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de:
‘- Fatiha Suresi’nin şifa ayetleri olduğunu Sana kim bildirdi? İsabet ettiniz, koyunları bölün ve sizinle beraber Bana da bir pay ayırın’ buyurdu ve gülümsedi.”
Ebu Said bin Mualla (Radıyallâhu anh)‘ dan şöyle nakledilmiştir: Ben mescitte namaz kılıyordum. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beni çağırdı. Fakat cevap veremedim. (Çünkü namazda iken terkedip Efendimizin davetine uyulacağını bilmiyordum.) Sonra yanına gelerek:
‘-Ey Allah’ın Resulü namaz kılıyordum.’ dedim. Bana:
‘- Allah(ü Teala Yüce Kitabında: “Ey iman edenler, Allah ve Resulü sizi hayat veren bir şeye çağırdıkları zaman hemen icabet edin” buyurmuyor mu’ buyurdu ve arkasından ilave etti:“Sen mescitten çıkmadan önce, sana Kuran-ı Kerimin en büyük suresini öğreteceğim” buyurdu ve elimden tuttu. Mescitten çıkacağı sırada ben:
‘- Sana en büyük sureyi öğreteceğim buyurmuştunuz,’ dedim. Bana:
‘- O Sure El-Hamdü lillahi Rabbil-’Âlemîn’dir ki (namazlarda tekrar tekrar okunan) yedi ayet ve bana verilen yüce Kuran’dır.’ buyurdu.”
Enes (Radıyallâhu anh) dediki: Rasûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir yolculukta idi. Bineğinden indi, bir adam da Onun yanında indir. Rasûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) o adamın tarafında dönerek buyurdu ki: “Sana Kuran’ın en faziletli (suresini) haber vereyim mi?” diye sordu Adam: “Elbette” deyince. Rasûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) el-Hamdu lillahi Rabbil Alemin’i okudu.
Hasta üzerine 41 Fatiha okunursa hasta şifa bulur.
Her gün Sabah namazının farzı ile sünneti arasında 41 defa Fatiha okuyan kişi; makam ve mevki sahibi olur. Fakirlik görmez, hastaysa şifa, zayıfsa kuvvet bulur. Emniyet içinde bulunur. Kısırsa çocuğu olur. İzzet ve şeref elde eder.
Her farz namazlarının ardından 7 Fatiha okuyan kişiye hayır kapıları açılır.
25 Estağfurullah, 11 İhlas, 7 Fatiha, 33 Selatü Selam okuyup; Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), evliyanın, ashabı kiramın ruhlarına hediye edip, onların yüzü suyu hürmetine şifa isteyen kişiye Allah şifasını verir.
Farz namazları arkasından 20 defa Fatiha okuyan kişinin rızkı genişler, durumu düzelir, iç alemi nurlanır.
Sabah namazından sonra 30, öğle namazı sonrası 25, ikindi namazı sonrası 20, akşam namazı sonrası 15, yatsı namazı sonrası 10 defa Fatiha Suresi okunur. Toplam 100e ulaşır. Buna devam eden kişiye Allah istediğini verir.
Farz namazları ardından 100 Fatiha okuyan maksat ve arzusuna hemen kavuşur.
Sabah namazı ardından 125 Fatiha okuyan istediği şeyi elde eder.
Fatiha Suresini 125 bin defa okuyana büyük faydaları vardır.
Her gün Fatihayı 313 defa okuyanın isteği ve arzusu yerine gelir. Tembellik ve korkudan kurtulur. Allah okuyanın içini ve dışını temizler.
Yatarken Fatiha ile 3 İhlasla, Felak ve Nas surelerini okuyan her şeyden güven içinde olur.
İçi su dolu kaba 40 Fatiha okuyup, hastanın bedeni o su ile yıkanırsa hasta şifa bulur.
Haceti, isteği olan, akşam namazının ardından 40 Fatiha okuyup dileğini Allah’dan isterse dileğine kavuşur.
Göz ağrısı için sabah namazının sünneti ile farzı arasında 40 fatiha okuyup, şifasını Allah dan dilesin. Tükürüğünü parmak ucuyla gözüne sürsün veya okuyan kişi hastanın yüzüne üflesin.
Yola gidecek kişi kapıdan çıkarken 40 defa Fatiha okursa, güven içinde geri döner.
Sağ elini ağrıyan yere koyup, 7 defa Fatiha okur ve “Allah’ım hissettiğim acı ve ağrının kötülüğünü bender gider. Peygamberin Muhammed davetiyle beni bu acıdan kurtar” diye dua ederse Allah şifa verir.
Rızık için, yeni ayın pazar günü aya bakılır ve 70 Fatiha okunur. Pazartesi 60, salı 50, çarşamba 40, perşembe 30, cuma 20, cumartesi 10 olarak 7 gün okunur ve buna her ay devam edilir.
Fatiha Suresini seher vakti 41 defa okumayı adet haline getirene Allah rızık genişliği verir, işlerini kolaylaştırır.
Hayır için veya bir musibetten kurtulmak için günde 313 defa okunur veya 3 günde 1000 defa okunur.
Halvete çekilip günde 1000 defa Fatiha okuyarak gündüzleri oruç tutan, okurken buhur yakan (ud ve anber) bir takım esrarlara vakıf olur. (7 gün okunur)
Susuzluk ve açlık çeken; sabah Fatiha Suresini okuyup eline üflesin, sonra ellerini yüzüne ve karın bölgesine dokundurursa bu hislerden kurtulur.
Fatiha Suresi bir kaba yazılıp, su konulur ve yazı silindikten sonra hastaya içirilirse şifa bulur. Aynı şekilde ağrıyan yere 3 defa sürülürse ve Allah’ım sen afiyet ver. Sen afiyet verirsin diye dua edilir.
Ruhi deprasyonda olan hasta için; Fatiha Suresi bir kaba yazılır, içine su konulur, yazı silindikten sonra hasta o suyla yüzünü yıkarsa şifa bulur. İçerse sakinleşir.
Fatiha Suresi, safran, misk ve gül suyu karışımı ile yazıp, bunu su ile silip içersen zekan açılır. İşittiğini unutmazsın. Gül yağı ile silip kulak ağrısı için kulağa damlatıldığında ağrı geçer. Yine bir kaba yazıp kına çiçeği yağıyla silip 70 kere Fatiha okuyup ağrı olan yere veya felç, romatizmalı yere sürülürse şifa bulur.(tıbbi müdahele imkanı olmayan durumlarda uygulanır)
Akrep ve yılan sokan kişi, zehir çıkarıldıktan sonra, ağrının geçmesi için bir kaba su ve tuz konulur. 7 defa Fatiha okunur ve içirilir. Ağrı geçer.
Bir kişiden itibar görmek veya zalim kişinin yanına gitmek zorunda kalan kimse, 19 defa Fatiha okuyup, o kişinin yüzüne üflerse, onun şerrinden emin olur, itibar görür.
Cuma günü sabah namazının ardından 41 defa Fatiha Suresini yazıp üzerinde taşıyan kişi; cin, şeytan ve insan şerrinden korunur.
Gece, gündüz Fatiha okuyan tembellikten, ağır davranmaktan kurtulur. Hastalıklardan, cin, şeytan ve insanlardan gelecek zararlardan korunur.
Gözü ağrıyan sabah 3 Fatiha okuyarak parmağıyla göz kapaklarına sürerse ağrı geçer.
Bir isteği, haceti olan, maksadının olması için 2 rekat Allah rızası için namaz kılar ve namaz kıldıktan sonra 7 Fatiha okuyup dua ederse isteği olur.
Bir haceti, isteği olan maksadının olması için 40 gün ara vermeden, sabah namazının ardından, güneş doğmadan 41 defa Fatiha okuyarak Ya Rabbel Alemin, Ya Rabbel Azim, Fatiha Suresinin hürmetine isteğimi yada hacetimi ihsan buyur diye dua ederse haceti olur.
Yatağa uzandığın zaman; Fatiha, Ayetel Kürsi, Ve inne Rabbeküm AYETİNİ muhsinin ‘e kadar, Haşr suresinin Huvalla Hülleziyi sonuna kadar, İhlas, Felak ve Nas surelerini okuyarak, yatıp, uyunursa 2 melek gelir ve tüm tehlikelerden korumak için sabaha kadar beklerler.
Hasta olan kişi; bir kap içine zemzem yada yağmur suyu koyup, üzerine 70 defa Fatiha, 70 Ayetel Kürsi, 70 İhlas, 70 Felak, 70 Nas surelerini okur ve içerse hastalığı iyileşir, şifa bulur.
Hastaya ve büyüye maruz kalana Fatiha Suresi, Ayetel Kürsi ve 4 İhlas; 7 şer defa okunur.
Bir ölünün ardından 1 Fatiha 11 İhlas okuyup öncelikle Peygamber Efendimizin (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  mübarek ruhlarına, peygamberlere, ashabı kirama, evliyaya ve ölen kişinin ruhuna hediye etmek çok faydalıdır. Hem ölüye, hemde okuyana hayır getirir.
Fatiha Suresinin Tefsiri
Fatiha, fethetmek yani açmak kökünden gelen bir kelimedir. Kur’ân-ı Kerim bu sure ile açıldığı için sureye “Fatiha Suresi” denilmiştir. Fatiha Suresine Kur’ânın hülasası, anası ve esası anlamında “Ümmü’l-Kitap” ve “Ümmü’l-Kur’ân” denilmiştir. Yüce Allah Fatiha’ya “Seb’ul-Mesanî ve’l-Kur’âni’l-Azîm”  adını verir. Peygamber Efendimiz  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bunun Fatiha Suresi olduğunu açıklamıştır.  Sadece “Fatiha Suresi” inzal edilmiş olsaydı iman için yeterli olacağından bu sureye “Kâfiye” ve “Vâfiye” de denilmiştir. Çünkü “Fatiha” içinde bütün Kur’ân-ı Kerimin özünü toplamıştır. Fatiha Suresi Peygamber Efendimize (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) iki defa nazil olmuştur. Birincisi Vahyin ilk başlangıcında Cebrail (Aleyhisselam) Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e nafile olarak sabah-akşam
Namaz kılmayı öğrettiği zaman “Fatiha Suresini” de öğretmiş ve abdest ile beraber ibadet olarak namazı talim etmiştir. Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  “Tevrat’ta, Zebur’da ve İncil’de benzeri olmayan bir sure” olarak tarif ettiği bu sureye ayrıca “Hamd Suresi” denilmektedir. Çünkü sure “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd” ile başlamaktadır.
Fatiha Suresi insanlara yaratılış amacını, ibadet ve ahlak esaslarını tam olarak talim ettiği için Tercümanü’l-Kur’ân olan Hz. Abdullah b. Abbas (Radıyallâhu anh) “Kur’ânın esası Fatiha’dır, Fatiha’nın esası da Besmele’dir”  Fatiha o kadar değerli bir suredir ki her mü’minin kalbindedir ve Fatihasız namaz makbul değildir. Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) “Fatihasız namaz olmaz” buyurmuşlardır. Hz. Ali (Radıyallâhu anh) “Fatiha’yı şefaatçi yaparak ne isterseniz Allah verir” buyurmuştur. Bu sebepten dolayı Fatiha Suresi nazil olunca şeytan korku ve dehşete kapılarak feryat etmiştir. Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) “Fatiha’yı okumak bütün dertlere devadır. Her nevi zehire karşı şifadır.”
1. “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.”
Bu ayet “Besmele” olarak isimlendirilir. Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  besmele ile ilgili olarak “Besmele ile ism-i azam gözün siyahı ile beyazı gibidir”buyurmuşlardır.
Kur’ân-ı Kerimin takip ettiği dört temel amaç vardır: “Tevhit, Nübüvvet, Haşir, Adalet ve İbadet.” Besmele her dördüne işaret eder. “Bismillah” tevhide, “Rahman” nizam ve adalete, “Rahim” haşre ve surenin başında gizli olan “Kul” ise nübüvvete işaret eder. “Allah” ism-i zat olduğu için yüce Allah’ın bütün isim ve sıfatlarına işaret eder. “Rahman” Rezzak ve Hallak anlamında olup dünyayı, “Rahim” şefkat ve merhameti ile ahirete işaret eder.
Yüce Allah’ın isimleri içinde Lafzatullah’tan sonra öne çıkan “Rahman” ve “Rahim” isimleridir. Bu isimlerden “Rahman” Allah’ın celal isimlerini temsil eder, “Rahim” ise cemal isimlerini ifade eder. Böylece bin bir esmanın tümünü içine alır. Besmelenin bu uluvv-ü şanından dolayıdır ki İmam-ı Şafi (Radıyallâhu anh)  “Besmele bir tek ayet olduğu halde Kur’ân-ı Kerimde 114 defa nazil olmuştur.”
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri İşaratu’l-İ’câz isimli tefsirinde “Yüce Allah’ın “Zâtî İsimleri” olduğu gibi “Fiilî İsimleri” de vardır. Bu fiilî isimleri Gaffar, Rezzak, Muhyî ve Mümît gibi pek çok nevileri vardır. Bu isimler Kudret-i Ezeliyenin mevcudatın nevilerine ve fertlerine olan nispet ve taallukundan husule gelirler. Bu itibarla “Bismillah” Kudret-i Ezeliyenin taalluk ve tesirini celp eder ve o taalluk abdin kesbine ve işine yardım edici bir ruh gibi olur. Öyle ise hiç kimse, hiçbir işini besmelesiz bırakmasın”  demektedir.
Kur’ân-ı Kerim ilminde ihtisas sahibi olan İslam bilginleri derler ki “Besmelenin her surenin başında ayrı ayrı nazil olmuştur. Çünkü sahabeler Kur’ân-ı Kerimde olmayan bir şeyi asla yazmamışlardır” demişler ve “Âmin!” cümlesi fatihanın sonunda daima söylendiği halde Kur’andan olmadığı için yazılmadığına dikkatlerimizi çekmişlerdir. İbn-i Abbas (Radıyallâhu anh)  “Besmele okumayı terk eden Kur’andan 114 ayet terk etmiş olur” demiştir.
“Bismillah” Allah adıyla, onun namına, onun izni ve rızası ile bir işe teşebbüs etmeyi ifade eder. Allah’a dayanarak ve güvenerek iş yapan arkasına Allah’ın yardımını almış olur. Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   “Bismillah her kitabın anahtarıdır”  buyurmuştur. Bediüzzaman Said Nursi (Radıyallâhu anh)  bu hadisi “Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi onunla başlarız”  ifadeleri ile açıklamıştır. Peygamber Efendimiz  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   “Mü’min gayretlidir, mütevekkildir, gücü yettiği işlerde müteşebbistir, Allah’a güvenerek canla başla çalışır. Gücü yetmediği işlerde ise ‘keşke gücüm yetse de bunu da, şunu da yapabilsem diye hasret içinde olduğunu görürsün”  buyurur.
Besmele işlerin hayrı ve bereketidir. Peygamber Efendimiz  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   “Hangi iş ki besmele ile başlanmazsa sonunda hayır ve bereket olmaz” buyurmuşlardır. “Bismillahirrahmanirrahîm” zikirdir. Bunun için devamlı okunması Allah’ı zikretmek demektir. Yemeğe başlarken de başta “Bismillah” zikir ve sonunda “Elhamdülillah” şükürdür. Şafii ulemasından İmam Nevevî, Ezkâr’ında Bismillah “Besmele’nin adı olduğu için kısaca böyle söylenmiştir. Efdal olanı ‘Bismillahirrahmanirrahîm’ demektir” demiştir.
2. “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a Hamd olsun.”
“Allah” ismi yüce Allah’ın özel adıdır. Bunun için hiçbir mahlûka bu isim verilemez. Bu ismin kendisi de özel olduğu için müfrettir, müsennâ ve cemisi, müzekker ve müennesi yoktur. Allah’tan başkasına ancak “Abdullah” şeklinde isim olarak verilebilir. Bunun için “Allah’tan başka Allah yoktur” denilmez ancak “Allah’tan başka ilah yoktur” diyerek şirk reddedilir. İmam-ı Azam “Fıkh-ı Ekber” isimli risalesinde bu sebeple “Allah sayı itibariyle değil, şeriki olmaması yönü ile birdir” demiştir. Allah kelimesinin hiçbir dilde karşılığı da yoktur. O her yerde Allah olarak bilinir. Başka dillerde ancak “İlah” manasında farklı kelimeler kullanılır.
“Rab” Yüce Allah’ın “Rububiyetini” ifade eder. Rububiyet ise, yaratma, rızık verme ve terbiye etme fiillerinin bütününe verilen isimdir. Bu üç fiili birbirini gerektirir. Rabbü’l-âlemin ise bütün âlemlerin rabbi, yaratıcısı, rızıklarını veren ve onları terbiye edenin Allah olduğunu ifade eder.
“Âlemîn” “Bütün Âlemler” demektir. Bu âlemlerin on sekiz bin olduğu ifade edilmiştir. Semavatta binler âlemler vardır. Yıldızların bir kısmı her biri bir âlem olabilir. Yerde de her bir cins mahlûkat birer âlemdir. Hatta her bir insan dahi küçük bir âlemdir. “Rabbu’l-âlemîn” tabiri “Doğrudan doğruya her bir âlem Cenâb-ı Hakkın rububiyetiyle idare ve terbiye ve tedbir edilir” demektir.
“Hamd” teşekkür, medih ve minnet anlamındadır. “Elhamdü Lillah” “Ne kadar hamd ve medih varsa, kimden gelse, kime karşı da olsa, ezelden ebede kadar hastır ve layıktır o zata ki Allah denilir” demektir.
Müfessirler “Elhamdü lillah” cümlesini Abdullah b. Abbas’ın (Radıyallâhu anh)  anlattığı gibi “Şükür Allah’adır, O’na iman edip itaat ederek boyun bükmek, saygı duymak, Ulûhiyet ve Rububiyet haklarını tanımak, Ondan gelen her nevi iyilik ve nimete, kötülük ve musibete, inâyet ve hidâyete karşı ikrar ve teslimiyette bulunmak ve O’na layıkı ile şükür edilemeyeceğini yakînen bilmektir” şeklinde yorumlamışlardır. (İbn-i kesir, Tefsir, 1:22) Peygamberimiz (sav) “Zikrin en efdali Lâ ilâhe İllallah” şükrün en efdali de “Elhamdülillah” kelimesidir” (Feyzu’l-Kadir, 2:33) buyurarak buna işaret etmiştir.
3. “O Allah “Rahman”dır ve “Rahim”dir.”
Yüce Allah Fatiha’nın ilk ayeti olan ‘Besmele’de zikretmiş olduğu “Rahman ve Rahim” isimlerin burada tekrar etmesi “Rahman ve Rahim” isimlerinin “İsm-i Azam” olup Allah’ın Celâlî ve Cemâlî bütün esmasına kaynak olmalarından ve bu iki ismin “Uluvv-ü Şanından” dolayıdır.
Burada “Âlemleri terbiye etme” yönü ile bu iki isim ele alınmıştır. Terbiyenin ise “Biri menfaatleri celp, diğeri mazarratları def etmek üzere iki esası vardır. Âlemlere bakan yönü ile “Rezzak” manasında olan “Rahman” menfaatleri celp etme yönüne, “Gaffar” manasında olan “Rahim” ismi ise mazarratı def etme cihetine bakmaktadır ve bunun için ikinci defa tekrar edilmiştir. Bu sebepten dolayı da ikisi birbiri ile bağlanmıştır.
4. O Allah “Din Gününün Meliki, Mâliki ve Sahibidir.”
Marifetullah ibadetlerde olduğu gibi kitabî, tevkıfî ve sem’îdir; içtihâdî ve keşfî değildir. Biz Allah’ı kitabının bize anlattığı ve peygamberinin açıkladığı şekli ile bilir ve tanırız. Aklî ve kıyâsî değildir. Bunun için iman esasları akıl ve kıyas yolu ile bilinemez, semî, tasdîkî ve teslîmîdir. Bununla beraber akıl nassları anlamak ve yorumlamak için kıyas ve temsiller ile izah edebilir; ancak bu izahlar nassların zahiri ile çelişmemelidir.
“Din Günü” ahiret ve dünyadaki çalışmaların ve ibadetlerin mükâfatının verileceği yer olduğu için “Rahmettir.” Rahman ve Rahim sıfatlarının sonucudur. Çünkü rahmetin rahmet olması devamlı olmaya bağlıdır. Bu cihette Allah’ın rahmeti ve şefkati saadet-i ebediyenin en büyük delilidir. “Evet, rahmetin rahmet olması ve nimetin nimet olması, ancak ve ancak haşir ve saadet-i ebediyeye bağlıdır.”
Evet, saadet-i ebediye olmazsa, en büyük nimetlerden sayılan akıl, insan kafasında onu devamlı taciz ve rahatsız eden bir yılan vazifesi görmekten başka bir şeye yaramaz. Ayrıca en lâtif ve güzel nimetlerden sayılan şefkat ve merhamet, ebedî bir ayrılık düşüncesi ile en büyük elemler sırasına geçer.
“Yevm” kelimesi haşrin vukuunu gösteren en büyük delillerden birisidir. Zira “gün” demek olan yevm kelimesinin ifade ettiği anlam çok geniştir. Nasıl ki saniye, dakika, saat ve günleri gösteren haftalık bir saatin millerinden birisi devrini tamamladığı zaman behemehâl, ister-istemez ötekilerin de devirlerini tamam edeceği kanaati hâsıl olur. Aynı şekilde “yevm” insan ömrü ve dünya ömrü içinde tayin edilen manevi millerden birisi devrini tamam edince öbürünün de velev uzun bir zaman içinde de olsa devrini tamamlayacağına hükmedilir. Yine bir gün ve bir sene içinde meydana gelen küçük kıyamet ve haşirleri gören adam, büyük haşrin vukuu ile saadet-i ebediyenin insanlara ihsan edileceğine şüphe etmez.
“Din Günü” demek cezâ günü demektir. Çünkü o gün hayır ve şerlere ceza verilecek gündür. Hayrın cezası mükâfat ve cennet, şerrin cezası ise cehennem ve azaptır. Yine “Din Günü” Hakaık-ı diniyenin tam manası ile ortaya çıkacağı gün demektir. O gün sebepler ortadan kalkar ve daire-i itikat, daire-i esbaba galebe çalar.
Yüce Allah dünyada sonuçları sebeplere bağlayarak kâinatın nizamını temin etmiştir. Her şeyi bu nizama uymaya ve o nizamla kalmaya yöneltmiştir. İnsanı da sebepler dairesine müracaat ederek bunlara uymakla mükellef kılmış ve dünyada başarıyı sebeplere sarılma şartına bağlamıştır. Ahirette ise buna ihtiyaç olmadığı için sebepler ortadan kalkacak ve her şey itikat ettiğimiz şekilde kudret-i ilâhiye ile cereyan ettiği gözle de görülecektir. Bunun için imtihana gerek kalmayacaktır. Bu sebeple ahirete “Din Günü” denilmiştir.
5. “Ey Rabbimiz! Biz ancak Sana ibadet eder ve ancak Senden yardım isteriz.”
İtikatta ve ibadette “Tevhit” esastır. Bu ayet “ibadet ve istiâneyi” sadece Allah’a tahsis etmekle tevhide işaret etmiştir. İmanda ve ibadette istikamet budur. İbadetin ibadet olası için Allah’a has olması gerekir. Buna “İhlâs” denir. İhlâstan yoksun bir ibadet, ibadet olmaktan uzaktır. Bu ayet bu hususu net bir şekilde ifade etmektedir.
Nitekim İslam bilginleri ibadetin tarifini “El-İbadetü’lletî kânet vacibeten ale’l-ibâdi ve hiye küllühâ bi-emrillehi” yani, “İbadetler ancak Allah’ın emri ile kullarına vacip olur.” “El-İbadetü, iclâlü’r-Rabbi ve ta’zîmühû” yani, “İbadet Allah’ı yüceltmek ve tazim amacı ile yapılır” demişlerdir.
Öz ve özet olarak ibadet, Allah’ın emrine itaattir ve ancak Allah için yapılır. İbadetin esası Allah’ın emrini ta’zîm, yani yüceltmektir. İbadet kulun Allah’a yaklaşmasına ve rızasına ulaşmasına sebep ve vesiledir.
İslam bilginleri ibadet için “Sebeplere sarılmak peygamberlerin sünnetidir. Yüce Allah sebepsiz insanı cennete ve cehenneme koymaz. Cennetin sebebi iman ve Salih amel, cehennemin sebebi ise küfür ve isyandır. Amel-i salihe yapışmak sebebe yapışmaktır. Bu bakımdan farz ve vaciptir. Basamaksız, merdivensiz yukarı çıkmak mümkün olmadığı gibi, amelsiz maksada ulaşmak da mümkün değildir. Zira, amel Allah’ın emridir ve Allah cenneti bu amele göre vermektedir. Cehenneme de sebepsiz yere değil, isyan ve günahların cezası ve neticesi olarak gönderecektir” demişlerdir.
İbadetin üç temel şartı vardır: Birincisi ve en mühimi “Niyet”tir. Niyet âdeti ibadete çeviren ve ibadeti de hükümsüz hale getiren bir iksirdir. Niyet, âdeti ibadetten ayırmak için meşru kılınmıştır. Bu sebeple ibadetin farzlarında birisidir. “Ameller niyetlere göredir” hadisi bu hususu açıklamaktadır. İbadetin sahih ve kâmil olması için niyet şarttır. Niyet, kalbin ameldir. Bir amelin ibadet sayılması için kalbî niyete, yani bir işe yönelmesi ve azmetmesi gerekir. Bunun için İslam bilginleri ibadeti “niyete mukarin olan ameldir” şeklinde tarif etmişlerdir. İbadetin ikinci şartı, dünyevi bir beklenti içinde olmamaktır. İbadet ve sevabı tamamen uhrevî ve mânevîdir. Yüce Allah buyurdu: “Kendilerine ilim verilenler dediler ki: Yazık size! İman edip Salih amel işleyenler için Allah’ın sevabı elbette daha hayırlıdır. Buna da ancak sabredenler kavuşurlar.”
İbadetin üçüncü şartı ise “İhlâs”tır. İhlâs, halis, arı ve duru tevhit inancıdır. Bunun için tevhidi anlatan ve Allah’ın zatî sıfatlarını ders veren “Tevhit Suresi”ne “İhlâs Suresi” yüce Allah “İhlâs Suresi” adını vermiştir. Nitekim yüce Allah “Her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, amel-i salihte bulunsun ve Rabbine olan ibadetinde hiçbir şeyi ortak etmesin”  buyurmaktadır. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadislerinde “Ey İnsanlar! Amellerinizde hâlis olun. Allah ihlâs ile yapılmayan amellerden hiçbirini kabul etmez. Kim de Allah’a halis bir şekilde iman eder, namazını dosdoğru kılar ve zekâtını vermiş olarak dünyadan ayrılırsa Allah’ı kendisinden razı etmiş olarak ayrılmış olur.” buyurmuşlardır. İhlâsın zıddı riyadır. Riya ise gizli şirktir.
Amellerin makbul olması için de “İman, ihlâs, niyet ve sünnet” üzere olması şarttır. Çünkü iman olur amel olmazsa kurtuluş mümkün olmaz, amel olur iman olmazsa bu zaten küfürdür. İman ve amel olur da ihlâs olmazsa amel makbul olmaz. Amel olur, niyet olmazsa o zaman da nifak olur. Amel şayet sünnete uygun olmazsa o zaman da bid’at olur. Çünkü, kulun sünnete uygun olmayan bütün fiilleri keyfî ve nefsânî yaşayıştan ibarettir. Kim Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in sünnetine uymadan amel işlerse onun bu ameli batıldır.
Hz. Ali (ra) sohbetlerinde ve hutbelerinde daima “El-Ferâiz, El-Ferâiz…” buyurarak farzlara dikkatleri çeker. Peygamber Efendimiz  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hadisleri ile sabittir ki “Farz ibadetler kadar insanı Allah’a yaklaştıran ibadet yoktur.” Nafile ibadetler ancak farz ibadetlerin ifasından sonra kişiyi Allah’a yaklaştırmaya devam eden ibadetlerdir. Farzları terk ederek işlenen nafileler insanı Allah’tan uzaklaştırmaktan başka bir şeye yaramaz. Çünkü bu Allah’ın rızasına ve isteğine göre değil, insanın nefsinin ve aklının heva ve hevesine göre hareket etmesi anlamına gelir.
Sponsorlu Bağlantı

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

 yiğit 13 Haziran 2014 Cevapla
0 0

Çok uzun bir kaynak emeği geçenlerin eline sağlık.

 enes ates 7 Şubat 2017 Cevapla
0 0

ya burda sadece peygamber efendimiz sallahu ve aleyihiselam var başka yok söylerisiniz