Felak Suresi Hakkında Bilinmesi Gerekenler


FELAK SURESİ

Felak Suresi’nin Kur’an-ı Kerim’deki Yeri

Felak, sabah manasına geldiği gibi yarmak manasına da gelir. Bundan sonra gelen Nâs sûresiyle birlikte ikisine “iki koruyucu” anlamında “muavvizeteyn” denir. Bu sûrelerin şifa maksadıyla okunduğuna dair hadisler vardır. Medine’de inmiştir. 5 (beş) âyettir.

Felak Suresi’nin İnişi

Bu iki sûrenin (Felak ve Nâs) nüzul sebebi şöyle olmuştur: “Lebîd bin Asım” Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e büyü yaptı. Bu herif yahûdi idi. Rasûlü Ekrem(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’ in tarağı ve saç telleri ele geçirildi. Bunlar “hurmadan bir kılıf içine yerleştirildi. ;

“Zervan” adlı kuyuya içinde ve bir taşın altına konuldu. Rasûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’ de sihrin bir yol boyunca tesiri az-çok görülmeye başladı. Son kırk günde şiddetlendi. Son üç gün içinde de çok şiddetlendi. Rasûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sıkıntılı idi. Bazen yapmadığı bir işi yaptığını zannediyordu. Hanımlarını ziyaret ettiğini ziyaret etmeyi düşününce ziyaret ettiğini sanıyordu. Bu, kimsenin bilmediği bir durumdu. Peygamberlik görevini eksiksiz yapıyordu. Âyeti yanlış okuduğu rivayeti yoktur. Bir gün Hz. Âişe (radıyallâhu anh)’ nin evinde bulunuyordu. Allah’a dua ve niyaz ediyordu. O arada uykuya daldı. Uyanınca Hz. Âişe (radıyallâhu anh)’ye:

“— Ben Allah’tan sorduğum sorunun cevabını aldım,” dedi.

Hz, Âişe: “O nedir?” diye sordu.

Rasûlü Ekrem(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  şöyle buyurdu:

“— İki kişi bana geldi. Birisi başım, diğeri ayaklarım tarafına durdu. Birincisi sordu: (Ona ne oldu?) Öbürü: (Buna sihir yapılmış?) Diğeri: (Kim sihir yapmış?) Diğeri: (Lebîd bin Âsim). Diğeri: (Ne içinde?) Öbürü: (Tarak, saçlar ve hurma lifi içinde.) Öbürü: (O nerede?) Diğeri: (Benîzureyk’ın kuyusu Zervanda) Öbürü: (Ne yapmalı?). Diğeri: (Kuyunun suyunu boşaltarak o taşın altındaki bu şeyleri çıkarmalı). Rüyasında Rasûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘ a olay, olduğu gibi gösterildi. Bunun üzerine Rasûlü Ekrem Hz. Ali (radıyallâhu anh), Ammar bin Yâsir’i ve Zübeyr önce oraya gönderdi. Kendisi de birkaç kişi ile o kuyuya geldi. Sihir ortaya çıkarıldı, üzerinde on bir düğüm ve bir putçuk vardı. Bu putçuğun üzerine de İğneler batırılmıştı. Cebrail (radıyallâhu anh) gelerek “Mu-avezeteyn’i oku” dedi. Rasûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) her iki âyeti okudukça bir düğüm çözülmüş ve bir iğne de çıkıyordu. Son âyete geldiğinde hem düğümler çözüldü1 iğneler de çıktı. Rasûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendini hafiflemiş hissetti. Lebîd suçunu itiraf etti. Rasûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onu bağışladı. Onu öldürmemelerini tembih etti.

Rasûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):”—Felâk, cehennemde bir ağaçtır. Hak Teâlâ bir kâfire şiddetli azap vermek istediği zaman onun yemişinden yedirirler. Rivayete göre Kaabul Ahbar bir kiliseye uğradı. Bîr kaç kişi ibadet ediyorlardı. Onlara: “—Ey azgın kavim! Felak sizin içindir.” Ona: “—Felak nedir?” diye sorulunca şöyle dedi: “—Cehennem içinde bîr kuyudur. Onun kapısı açılsa, bütün cehennemlikler onun azabından korunmak için feryat ederler.”

Felak Suresi Arapça Okunuşu

felak suresi

Felak Suresi Türkçe Okunuşu

Bismillahirahmanirrahim

Kul e’ûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğasikın izâ vekab. Ve minşerrinneffâsâti fil’ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.

Felak Suresi Türkçe Anlamı

Râhman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümle nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım.

 Felak Suresi İngilizce Çevirisi

De ki: Sığınırım ben, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran Rabbe –> Say: I seek refuge in the Lord of Daybreakk

Yarattığı şeylerin şerrinden –> From the evil of that which He created;

Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden–> From the evil of the darkness when it is intense,

Düğümlere üfleyip tüküren büyücü kadınların şerrinden –> And from the evil of malignant witchcraft,

Ve hased ettiği zaman hasedcinin şerrinden –> And from the evil of the envier when he envieth.

Felak Suresi’nin Faziletleri

Ukbe bin Âmir el-Cühenî (Radıyallâhu Anh)’den rivayetle Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:
-“Allah bana benzeri görülmemiş ayetler indirdi” ve sonuna kadar Nas ve Felak surelerini okudu.”

Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ukbe bin Amir (Radıyallâhu Anh)’e şöyle buyurdu:
-“Ey Ukbe! Şüphesiz sen Kuran’dan, Allah’a, Felak suresinden ne daha sevimli, ne de O’nun katında gayeye daha ulaştırıcı olan hiçbir sure asla okuyamazsın.”

Felak Suresine İlişkin Rivayetler

Beş vakit namazdan sonra Felak suresini 3 kere okuyan kişi, semavi belalardan ve dünyevi kazalardan korunur.

Okumaya devam etmek, hasetçilerin hasedini engeller.

Okumaya devam eden kimseye Allah’u Teâla kolay yoldan rızık nasip eder. İnsanların hasedinden, her türlü şer ve kötülüklerden muhafaza eder.

Bir kimse sabah akşam üçer defa İhlas Suresi, Felak ve Nas Surelerini okursa, Allah’u Teâla o kimseyi cin ve insan şerlerinden korur. Ayrıca bela ve musibetlere karşı da koruma altına alır. Hiçbir kötü kişi ona kötülük yapamaz.

Son nefesini vermekte olan kimseye bu sure okunursa ruhu bedenden rahatça ayrılır. Yatağa girerken okuyan kimse, cin ve şeytanların şerrinden kurtulur. Vesvesesiz, korkusuz bir uyku uyur.

Sihir ve büyüyü tesirsiz hale getirmek ve şeytandan korunmak için Felak ve Nas sureleri 41′er defa okunmalıdır.

Felak Suresinin Tefsiri

1. “Sabah” diye çevirdiğimiz “felak” kelimesi “yarmak” anlamındaki “felk” mastarından isimdir. Yarma ve çatlatma neticesinde meydana gelen şeyin sıfatı olarak kullanılmaktadır. Yaygın yoruma göre burada Yüce Allah’ın gece karan­lığını yarması neticesinde meydana gelen sabah aydınlığını ifade eder. Ancak, bir sonraki âyetle bağlantısı dikkate alındığında kelimenin, “yokluktan yarılıp çıkan mahlûkat” şeklinde özetleyebileceğimiz daha genel bir anlam içerdiğini kabul et­mek gerekir. Buna göre “felak” kelimesi kâinatın yokluk alanından bir patlama ile ilk meydana gelişini ve yaratılışını ifade eder. Bu cümleden olmak üzere arzdan kaynayan pınarlar, bulutlardan boşalan yağmurlar, tohumlardan filiz veren bit­kiler, rahimlerden çıkan yavrular gibi Yüce Allah’ın kudretiyle bir asıldan, bir kaynaktan ayrılıp çıkan bütün mahlûkat “felak” kelimesinin kapsamına girer. Ay­rıca -Esed’in de belirttiği gibi “felak” kelimesinin “bir belirsizlik (dönemin)den sonra hakikatin ortaya çıkışı” şeklindeki tanımı dikkate alındığında “sabahın Rabbi” deyimiyle “Allah’ın, hakikatin her şekil­deki idrakinin kaynağı olduğuna ve bir kimsenin ona sığınmasının, ‘hakikatin ar­dından koşmak’ ile eşanlamlı olduğuna” işaret edildiği de düşünülebilir. Eski tef­sirlerde “felak” kelimesine “cehennemin ismi, cehennemde bir zindanın veya bit­kinin ya da kuyunun ismi” gibi -bize göre isabetli olmayan- başka yorumlar da getirilmiştir. 

2. Bütün mahlûkatın şerrinden Allah’a sığınmanın gereği vurgulanmıştır. Bu ifade, maddî ve manevî, dünyevî ve uhrevî, dış âlemde veya kişinin nefsinde, tabiî ve ihtiyarî, her türlü şerri kapsamaktadır. Allah’ın yarattıklarının şerri, kötülüğü yaratma bakımından Allah’a ait olmakla beraber her yaratılanın bir hikmeti, bir faydası, ilâhî plana uygun bir fonksiyonu vardır. Bu imtihan planında ve ortamın­da insana kötüyü isteyip istememe ve onu icra için iradesini harekete yöneltme yetisi verilmiştir. Öte yandan Allah’ın kötü olarak nitelemediklerini kötü sayan veya kötü kılanlar, bu sınava tâbi olan şuurlu varlıklardır yani kötülük onların tav­rı, tercihi, kullanma ve uygulama biçimi ve yeri ile ilgilidir.

3, “Gece” diye çevirdiğimiz “gâsık” kelimesine müfessirler “soğuk, Süreyya yıldızı, güneş, ay, yılan ve zarar veren her şey” mânalarını da vermişlerdir. Buna göre bastırdığında soğuğun, bat­tıklarında Süreyya yıldızı veya güneşin, tutulduğunda ayın, soktuğunda yılanın ve zarar veren her şeyin şerrinden Allah’a sığınmak gerekir. Ancak burada da müfes-sirlerin çoğunluğu bizim mealde verdiğimiz “gece” mânasını tercih etmişlerdir. Çoğu zaman ve özellikle bu âyetlerin indiği devirlerin şartlanandaki insanlar için gece karanlığı korkutucu ve ürperticidir; faydalan yanında bazı sıkıntıları da var­dır. Çünkü gece karanlığında İnsanın faaliyetleri zorlaşır, gündüzün yapılan işlerin bir kısmı gece yapılamaz, hatta bazen imkânsız hale gelir; yolcu yolunu şaşırır, düşmana karşı korunmak güçleşir. Râzî şöyle der: “Geceleyin yırtıcı hayvanlar in­lerinden, haşereler yerlerinden çıktığı, hırsızlar ve soyguncular hücuma geçtiği, yangınlar olduğu ve yardım imkânı azaldığı için gecenin şerrinden Allah’a sığınıl­ması emredilmiştir. 

“Çöken karanlık” mecazî anlamda zulüm ve cehalet karanlığı, karanlık düşünceler ve insanın İçine çöken, onun ruh dünyasını karartan kin, öfke, şehvet ve kıskançlık gibi kötü huylar yahut ölüm, ümitsizlik ve karamsarlık gibi insanı korkutup kaygılandıran haller şeklinde de yorumlanabilir.

4. “Üfürenler” diye çevirdiğimiz “neffâsât” kelimesi hem erkek hem de kadın için kullanılır. Âyet metnindeki “ukad” ise “düğüm” anlamına gelen “ukde” kelimesinin çoğuludur. “Düğümlere üfüren­ler” diye tercüme ettiğimiz ifade, “kadın sihirbazlar, sihirbaz nefisler, sihirbaz gruplar” anlamlarında da yorumlanmıştır. Zemahşerî, âyette Allah’ı sığınılması emredilen asıl kötülüğün ne olduğu hususunda şu ih­timalleri sıralar:

a) Sihirle uğraşanların yaptıkları İşten ve bunun günahından.

b) Sihirbaz kadınların, yaptıkları sihirle insanları fitneye düşürmelerinden ve bâtıl şeylerle insanları aldatmalarından.

c) Sihirbazlar üfürdükleri zaman onların et­kisiyle değil Allah’tan gelen bir musibetten Allah’a sığınmak emredilmiştir. Râzî, “neffâsât” kelimesini, “cinsel câzibeleriyle erkekleri âdeta büyülercesine etkileyip türlü türlü işler yaptıran kadınlar” şeklinde özet­leyebileceğimiz mecazî bir anlamda yorumlamanın uygun olacağını belirtmiştir. Bununla birlikte yaygın yoruma göre burada gerçek büyücüler ve üfürükçüler kastedilmiş ve kadınıyla erkeğiyle büyü ile meşgul olan herkesin şer­rinden Allah’a sığınılması emredilmiştir. Câhüiye döneminde ipi düğümleyerek ve düğümlere bir şeyler okuyup üfleyerek büyü yapıldığı birçok kaynakta zikredil­miştir. Âyette düğümlü ipe üflenerek yapılan büyünün etkisinden ve şerrinden değil, bunu yapanların kötülüğünden söz edilmiştir. Şu halde bu tür işlerle meşgul olanlar insanları aldatmakta, kafalarını karıştırmakta, onları bilhassa sıkıntılardan kurtulma hususunda gerçeklere yönelmekten ve bilime uygun tedbirlere başvur­maktan alıkoymakta, yanlış yollara ve davranışlara yönlendirmektedirler. Âyet, müminlerin büyücü ve üfürükçülere itibar etmemeleri, onlardan uzak durmaları, onlara değer vermekten sakınmaları gerektiğini de ortaya koymaktadır. Nitekim Taberî’nin naklettiği bir rivayete göre Hasan-ı Basrî, bu âyet söz konusu olduğun­da “Sihre bulaşanlardan sakının” demiştir. 

Felak ve Nâs sûrelerinin Medine’de indiğini söyleyen müfessirler burada bir Yahudi tarafından Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e sihir yapıldığını, bu sebeple onun altı ay veya daha fazla bir süre rahatsızlanıp söylemediği bir sözü söylemiş ve yapmadığı bir şeyi yapmış gibi hayal ettiğini, bunun üzerine Felak ve Nâs sûrelerinin indiğini ve Resûlullah’ın bunları okuyarak şifa bulduğunu bildiren rivayetlere dayanmaktadır­lar (bk. Kurtubî, XX, 253). Ancak diğer Mutezile âlimleri gibi Zemahşerî de âyet­le ilgili yorumunda, bu tür uygulamaların gerçekliğine ve etkilerine inanmayı kesinlikle reddeder. Son dönem âlim ve müfessirlerinden Muham-med Abduh, böyle bir olayın Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’İn ve vahyin sihir vb. beşerî etkilerden korunmuşluğunu ifade eden âyetlere aykırı olduğunu ileri sürerek ilgili rivayetlerin kabul edilemeyeceğini söylemiştir. Benzer görüş Reşİd Rıza tarafından -mevcut psikolojik bul­gulara da dayanılarak- daha ayrıntılı bir şekilde ifade edilmiştir. Bizim kanaatimize göre bilgi ve inanç konularında mütevâtir olmayan rivayetlerin dayanak olamayacağı birçok siinnî âlimin üzerinde birleştiği bir kural olup Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e büyü yapıldığı iddiasının hem bilgi hem inançla ilgisi bulun­duğundan bu konuda mütevâtir olma değeri taşımayan rivayetlere itibar edil­memesi gerekir. 

5. “Kıskanç kişi” diye çevirdiğimiz “hâsid” kelimesi “kıskanmak” anlamına gelen hased kökünden sıfat olup kıskançlık ve çekememezlik” duygusunun et­kisinde kalan kişiyi İfade eder. Bu duygunun etkisiyle “birinin sahip olduğu nimetin zevalini arzulama” anlamına gelen hased, İslâm ahlâk kaynaklarında baş­lıca kötülük kaynaklan arasında gösterilmiştir. Bir tür ruh hastalığı kabul edilen hased duygusunun insan tabiatındaki bencillik eğiliminden, dolayısıyla baş­kalarının kendisinden daha üstün durumda olmasına tahammül edememesinden kaynaklandığı, bu durumun onu bir tür bunalıma soktuğu bildirilmektedir. Bu nedenle âyette, kıskançlığı tutan hasetçinin şerrinden Allah’a sığınmanın önemine dikkat çekilmiştir.


Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

 melerk 15 Nisan 2016 Cevapla
0 0

çok iyi

 Sercan 20 Aralık 2016 Cevapla
0 0

Paylasım için tesekkurler .

 Funda 20 Aralık 2016 Cevapla
0 0

Allah sizden razı olsun

 İsminiz 3 Ocak 2017 Cevapla
0 0

Yorumunuz