Hedefe İman Etmek

Sponsorlu Bağlantı

Hedefe İman Etmek

Hedefe İman Etmek , Davetçi, Peygamber gibi eğer bir eline güneşi ve diğerine de ayı koysalar yine hedefinden vazgeçmemeli; Hz. Hızır (a.s) örneğinde olduğu gibi açlık ve susuzluğun galip geldiği zor durumlarda dahi misyonunu yerine getirecek ölçüde hedefine imanı olmalıdır. Musa ve Hızır (a.s), aç bir hâlde bir kasabaya girdiler ve oradakilerden yemek istediler; ancak onlar, Musa ve Hızır’ı ağırlamaktan kaçındılar (bununla beraber) orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler, Hızır duvarı tamir edip yükseltti ve halkın yardımdan kaçınması onların iradelerini etkilemedi.  Allah Resulü’nün (s.a.a) Hıristiyan âlimler ile mübahaleye girişmesi, onun hedefine olan yüksek imanının göstergesidir ki o, Allah’ın düşmanlarına şöyle buyuruyor:
Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah’ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım.

Öncü Olmak

Davetçi, diğer insanların imam ve önderidir. O hâlde o, bütün işlerde öncü olmalı ve diğerlerini eğitmeden önce kendini eğitimden geçirmelidir;
İnsanlara önder olmaya aday olan herkes başkalarından önce kendini eğitip yetiştirmelidir. Davetçi ve önder, insanlara iyi işler yapmayı emretmeden önce onları bizzat kendisi yapmalı; çirkin-kötü davranışlardan sakındırmadan önce de o davranışları kendisi terk etmiş olmalıdır. Bu, ilahi elçilerin sıfatıdır. Ben, size yasakladığım şeylere (kendim sahiplenmek suretiyle) size aykırı düşmek istemiyorum. Benim istediğim, gücüm oranında yalnızca ıslah etmektir.

İhlaslı Olmak

Ameldeki ihlâs, davetçinin başarısının sırrıdır. Çünkü gerçek etken Allah’tır ve tebliğ Allah için yapıldığı takdirde, kalplere etki edecektir. Tebliğde ihlâs, Hz. Nuh, Hz. Hud, Hz. Salih, Hz. Lut, Hz. Şuayb (a.s) ve resullerin sonuncusu olan Hz. Muhammed (s.a.a) gibi bütün ilahi elçilerin metoduydu ve onlar şöyle diyorlardı: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir.
Hatta Hz. Peygamber’in (s.a.a) Ehlibeyt’i yetimlere, esirlere ve yoksullara yardım ettikleri zaman onlara şöyle diyorlardı:
Sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne de bir teşekkür. Eğer davetçi halkın hoşlanması, teşekkür etmesi ve şükranda bulunması için çalışırsa, halkın ilgisizliği onun için çok ağır ve üzüntü verici olacaktır. Ama niyeti baştan yüce Allah’ın rızasını kazanmak olursa, halkın şükransızlığının hiçbir şekilde ona bir tesiri olmayacaktır. Davetçi, Allah için tebliğ ediyor olması nedeniyle, çabasının karşılığını insanlardan değil, Allah’tan istemelidir; Kim cihat ederse, yalnızca kendi nefsi için cihat etmiş olur. Şüphesiz Allah, âlemlerden müstağnidir.

Eğer davetçi izzet taşımazsa, gözünü ona buna dikmeli ve onun-bunun hedefinin propagandasını yapmalıdır; bunun neticesi de kendisine bir şey vereni övmesi ve kendisini bir şeyden esirgeyeni de yermesidir.
Allah’ım, kötü insanlardan bağış talebinde bulunma bayağılığına düşürüp verenleri övme, esirgeyenleri yerme durumunda bırakma beni.
Münacat-ı Şabaniye’de şöyle okumaktayız: Ey Allah’ım, hayatımın zenginliği ve fakirliği senden başkasının değil, senin elindedir.

Sponsorlu Bağlantı

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.