İbadet Yerleri – Sultanahmet Cami

Sponsorlu Bağlantı

SULTANAHMET CAMİ

Sultanahmet Caminin Tarihçesi

Sultanahmet Cami  Mimar Sinan’ın şaheserlerinden ve 17.Yüzyılın önemli eserlerinden birisidir. Sinan’dan sonra Türk mimarlığının meşalesini ele alan Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa’nın ellerinde yükselmiştir.

Sultan I.Ahmet’in dindar bir padişah olduğu bütün kaynaklarda ittifakla belirtilmiştir. XVII. Yüzyılın başlarına gelindiğinde İstanbul’un belli başlı tepeleri, her biri bir padişah ismi taşıyan cami ve külliye binaları ile tutulmuştu. Bununla birlikte Sultan Ahmet, büyük istimlâk paraları ödemek ve birçok ünlü vezir ve paşa sarayı yıkmak pahasına rabbine bir teşekkür belgesi olmak üzere, taht şehrinde o zamana kadar görülmemiş güzellikte bir mabed yükseltmeyi aklına koyar. Baş motifi ve tutkusu, kulluğunu kanıtlayabilmek üzere o zamana kadar yapılmış olan camilerin en büyüğünü ve güzelini yaptırır.   

1018 yılı recep ayının 9.perşembe günü. (Bugünkü takvimle 1609 yılı olduğu kesinde ayı yaklaşık olarak ekim başı oluyor) Temeline ilk kazmayı bizzat Sultan Ahmet Han vurdu. Bu kazma bugün Topkapı Sarayı müzesindedir. Temel kazmaya başlanınca ilk önce Sultan Ahmet Han eteğiyle toprak taşıyarak ”Ya Rab Ahmet kulunun hizmetidir…”diye dua etmişti. Caminin tamamlanması ise 1026 hicri yılı Cuma Del-ahiresi ayının 4.günü bugünkü takvimle 9 Haziran 1617 etmektedir. Böylece inşaat 7 yıl 5 ay 6 gün sürmüştür.

Sultanahmet Caminin Mimari Yapısı

Cami, Medrese, Daru-l Kurra, Muvakkithane, Sıbyan Mektebi, Arasta, Hamam, İmaret, Darü’ş-şifa ve Türbe’den oluşan külliyenin merkez yapısı olup bir dış avluyla çevrelenmiştir. Camii duvarları ile sınırlanan ibadet alanı biçim olarak kareye yakın bir dikdörtgendir. 53.50×49.47 (2.646 m2) metrekaredir. Sultanahmet caminin içi dört yapraklı yonca planına sahiptir. Dört fil ayağı çok etkilidir.

 Ana kubbe 43 metre yüksekliğinde ve 23,5 m çapındadır. Bu ölçüler Mehmet ağanın bir mühendis olarak kabiliyetini gösterir.  Caminin içi çok mahirane yerleştirilen 260 pencere sayesinde ferah bir havaya bürünmüştür. Pencerelerin yerleştiriliş şeklinden dolayı büyük kubbe sanki havada asılı gibi durmaktadır. 

 Bilindiği gibi, batılılar bu camiye mavi cami anlamında “Blue Mosque” demektedirler. Bu cami, emsallerinin hiçbirinde olmadığı kadar aydınlık ve ferahtır. Üç sıra halinde duvarlarda, yarım, merkezi ve köşe kubbelerin kasnaklarında açılmış sayısız pencereden ışık alan caminin, duvarlarını kaplayan çini ve kalem işi süslemelerindeki hakim renk olan mavi, camiye bu ismin verilmesinde neden olmuştur.

 Sultanahmet Camiinde İznik ve Kütahya atölyelerinin 16.yy sonu ve 17.yy başı ürünleri olarak her biri 16- 18 akçeye satın alınmak üzere 21043 adet çini kullanılmıştır. Beyaz zemin üzerine çeşitli renklerle meydana getirilen panolardaki selviler, laleler, sümbüller, narçiçekleri, Rumiler, üzüm salkımları, Sultanahmet Camii’ndeki güzelliği sağlayan ve ancak Türk çiniciliğine mazhar olan varlıktır. Sultanahmet Camiinde 50 den fazla muhtelif desende çini bulunmaktadır. 

Sultanahmet Caminin mihrabı, minberi, hünkâr mahfeli de ayrı birer sanat yapıtıdır. İçi çiçek dolu motifli çinilerle kaplı olan mihrabı mermerden yapılmış üzerinde servi motifleri bulunan sütuncuklarla bezenmiştir. Geometrik geçmeli ve kabartmalı olan minber altın yaldızlıdır. Altın yaldızlı çinilerin sedef kakmalı kapısı ve ince duvar işlemesiyle hünkâr mahfeli bir başyapıttır.

İlki bu camide yapılan hünkâr kasrıdaha evvel cami dâhilinde, padişahın namaz kılması için yapılan hünkâr mahfiline ilk defa bu camide, namaz öncesi ve sonrasında padişahın istirahat etmesi maksadıyla bir köşk ilave edilmiştir. Sonraları benimsenerek birçok sultan camisinde uygulanan bu köşk, cami içindeki hünkâr mahfiline kolayca geçilebilecek köşelerde veya caminin ön cephesinde inşa edilmiştir.

Caminin mermer döşemeli iç avlusu 26 sütunun üzerine oturtulmuş 30 kubbeyle örtülü revakla çevrilidir. Avlunun ortasında altı sütunlu şadırvan vardır.

Altı minaresi olan yegâne camidir. Minarelerin dördü üçer ikisi’ de ikişer şerefelidir. Bu caminin inşasından evvel altı minareli cami yalnız Mekke Camii olduğu için şerefini muhafaza etmek üzere Mekke camiine yedinci olarak bir minare ilave edilmiştir.

Sultanahmet Camii, büyüklükte yücelişin, zarafetle ihtişamın, imanla samimiyetin bütünleşip kaynaştığı ulu bir mabeddir. Onun alçak gönüllü ve dindar banisi caminin tamamlanmasından kısa bir süre sonra, külliye binaları tamamlanmadan vefat ederek caminin dış avlusunun kuzeydoğu köşesinde yaptırılan türbede yatmaktadır.

Sultanahmet Caminin Yeri

Genç Ahmet’in camine tabi olarak önce en uygun bir yer arandı. Devlet çok zengindi. Ve 17. yüzyıl başında hükümdarların bütün istedikleri finanse edilebiliyordu. Yani para ve altın derdi yoktu.

Padişah çevresindekilerin kimilerinin aklına, tasarlanan cami için Rüstem Paşa Sarayının yeri geldi. Rüstem Paşa sarayı kalabalık bir yerleşimin içindedir. Saray yıkılsa bile yer yetmeyecek ve ilave istimlâkler gerekecektir. Hatta yıkım dışı kalan sokaklar bile yoğun inşaat çalışmaları yüzünden geçilmez hale gelecektir. Padişahın deyimi ile “bir mescit yapılacak ama bir nice gönülde yıkılmış olacaktır. Nice hatır incinecektir.” bu düşüncelerle oradan vazgeçilir.

Rüstem Paşa Sarayının yeri sakıncalı bulununca at meydanın kıble yönünde bulunan Ayşe sultan sarayı akla gelir. Burası denize bakıyordu. Alanı çok genişti. Topkapı sarayına yakındı. Çevresi de fazla meskûn değildi. Padişahın aklı yattı. Adı geçen hanım sultana otuz bin halis ayarlı altın gönderdi. O da gönül hoşluğu ile mülkünü tapuda hemen Hünkâra devretti. Saray yıktırıldı, Camii için alan açıldı.

Sultanahmet Caminin Yapılışı

1-) Hazırlık Dönemi

-Yıkım ve Kazı

Külliye yapımına istimlâk olunan arazide bulunan yapıların yıkılmasıyla başlanmıştır. yıkımı temel ve lağımın kazılması toprak doldurulması ve temizlenmesi izlemiştir. Moloz taş çıkarılması kariz boşaltılması işlerinde Lağımcılar çalışmıştır.

– Malzeme ve Temini

Yapım için gerekli malzemenin iş yerine getirilmesi karmaşık bir işlem olarak belirmektedir. Önce taş ağaç kurşun gibi İstanbul dışında ve çeşitli yerlerden getirilecek malzemeyi bulmak ve satın almak için bazı kişiler görevlendirilmekteydi. Buna göre ağaçlık bölgelerden malzeme sağlanması için bina emini tarafından mutemet yada mübaşirler görevlendirilmekteydi. gerekli kereste tür bolut ve sayısını belirten defterlerle orman bölgelerine hareket eden görevliler taşıdıkları padişah fermanını yörenin kadısına göstererek yardım almaktaydılar. malzemenin hazır olarak bulunamadığı durumlarda gereken nicelikte ağaç kesilerek kereste hazırlandıktan sonra kıyıya indirilerek deniz yoluyla İstanbul’a getiriliyordu.

– Taşıma

Türlü kaynaklardan İstanbul’a doğru hareket eden ağaç taş kurşun gibi malzeme kara yoluyla öküz arabalarıyla yakın iskelelere indirildikten sonra gemilerle taşınmıştır. Örneğin Kurşun Üsküp’ ten Selaniğe getirildikten sonra gemilere yüklenmiştir. Marmara adasında kesilen taşlar çeşitli yörelerden alınan ağaçlarda gemilerle İstanbul’a getirilmiştir. Masraflar arasında taş kesen esirlerle onları çalıştıran gardiyanların taş, kereste ve kurşun getiren gemilerin ve gemi reislerinin ücretleri şantiyeye malzeme taşıyan eşşek, at, at sürücüleri ile sırt ve sırık hamallarına ödenen tutarlarda yazılıdır. Kaba yapım için gerekli tuğla, kireç, Horasan gibi diğer malzeme hazır olarak satın alınmıştır.

2-) Caminin Yapılışı Yapımı

Sıra caminin temelinin kazılmasına geldiğinde bunun için Osmanlı usulü büyük bir tören düzenlendi. 1018 yılı recep ayının 9. perşembe günü (Bu günkü takvimle 1609 yılı olduğu kesinde, ayı yaklaşık Ekim başı oluyor). Yıldıza bakanların seçtiği uğurlu bir tarih. Bütün devlet erkânı yıkımlarla açılan boşluk arazide toplandılar. Padişah için de, çalışmaları gelip her zaman seyretmesi için bir köşk kurulmuştu. Çevre kalabalıkla doluydu. Dönemin bütün ünlü mimarları, “bel külünk, zembil ve ölçekleri ile” hazırdılar.

Önce mimarbaşı Mehmet Ağanın planına göre,dört duvarın, mihrab’ın, sütunların,mahfel ve minarelerin yerleri tespit edildi. Sonra temel kazımına geçildiğinde, önce Şeyhülislam Mevlana Mehmet Efendi, sonra halkın güvenine sahip Şeyh Mahmut Efendi (Aziz Mahmut Hüdayi) daha sonra Vezir-i Azam Davut Paşa, daha sonra öteki vezirler kadı askerler ve sıra ile Osmanlı protokolüne göre öteki rütbeliler ve ulema, ellerine kazma alıp birçok dualarla, önce, yol olacak yerleri kazdılar. En sonra Padişah, seyir köşkünden indi, yoruluncaya kadar kazı yaptı. Evliya Çelebi her zaman olduğu gibi romantik ve dramatik bir ek yaparak, genç Padişah’ın eteğine doldurduğu taşları dökerken, el açıp Allah’a yakararak, “Ahmet kulunun hizmetidir, kabul eyle!” diye dua ettiğini yazıyor.

Tören yerinde, o perşembe günü sayısız kurbanlar kesildi. Yoksullara ziyafet çekildi. İhsanlar ve hediyeler verildi. Onu izleyerek de, bir gün yeniçeriler bir gün sipahiler yani atlılar olmak üzere, askerler, gelip ücretsiz çalıştı. Padişah onlara her gün ziyafetler çekti. Temel kazma işi bir aydan fazla sürdü.

Açılan temeller için çevre duvarı altına, rutubetten etkilenmeyen ve toprakta çürümeyen ağaç kazıklar yaptırıldı ve bunlar ağır araçlarla çekilip birbirine bağlanarak, çukurlar içine çakıldı. 1609 yılı Aralık ayı sonlarına gelinmişti. Sonra yine uğurlu bir tarih araştırıldı.1610 yılı girmişti. Yine yıldız falına bakanlar Şevval ayının sekiz, Pazartesi gününün (4 Ocak 1610) sabahını tespit ettiler. Yine bütün protokol o alanda toplandı. Taş yontucular, her bir ulu kişi için bir temel taşı hazırlamışlardı. Temel çukurlarına inerek, sıra ile önce Şeyhülislam, sonra vezirler, bütün ileri gelenler dualarla o taşları mihrabın temellerine yerleştirdiler. Böylece, “dağlar gibi sarsılmaz duvarlar” ın temelleri atılmış ve inşaat başlamış oluyordu.

Halk dağılıp ortalık boşalınca, Padişah geldi. Gümüş halkalardan ve ibrişim, yani ipek ipliklerden yapılma bir kemerin içinden birkaç mücevheri alarak mihrabın temeline yerleştirdi. Bina emiri olan Kalender Efendi’ye kızıl altunlar verdi. “Padişahın ihsan denizi dalgalanmıştı” Şeyhülislama  halkın sevdiği Şeyh Mahmut Efendiye, vezirlere, kadı askerlere, beylerbeyine, ulemaya, ağalara, beylere ve inşaat mutemedlerine, yüzlerce hil’atler giydirdi. Sayılamayacak kadar kurban kesildi. Ustalar ve işçilerden başka gelen geçen tüm yoksullara hem ziyafetler çekildi, hem sadakalar verildi. Herkesin gönlü alındı. Ortalık bayram yeri halindeydi. Padişaha dualar ediliyor ve şairler yapıma ebcet hesabıyla tarihler düşürüyorlardı.         

7,5 yıl sürdü. Camii ve mimarını yazmış olan Cafer Çelebi, eserini 1614 yılı ile kapatmış olduğu için binanın tamamlanması hakkında bilgi vermiyor. Sadece duvarların bitip üstüne kubbenin yerleştirilecek duruma geldiğini kaydediyor. Ayrıca onun verdiği bilgilerden mimarın inşaatın her aşamasında işinin başında olduğunu  avluya serdiği bir seccadeye bile değil, onun dışına kuru taşa oturup sağ elinde tespihi, sol elinde mimar arşını, durmadan tespihini çevirip her tanesinde duasını okuyarak, çevresini de gözetleyip kolladığını ve ağır çalışan ustalara, elindeki arşını ile işaretten geri kalmadığını okuyoruz. Kubbenin bitip binanın kilitlenecek zamanının gelişi,1026 hicri yılı  Cuma del-ahiresi ayının 4.cü günü nü bulmuştu. Böylece inşaat 7 yıl 5 ay 6 gün sürmüş oluyordu. Bitiş günü bugünkü takvimle 9 Haziran 1617 etmektedir.

Sultanahmet Caminin Genel Özellikleri

Camii öbür mabetlere oranla, iç mekânlarda çok geniştir. Sinan’ın Süleymaniye’ sinin kubbesini taşıyan pil payeleri yerine, Mehmet ağa, yuvarlak ve çok iri sütunlar kullanmış ve yine Sinan’ın Şehzade Camii payelerinde yalnız üst kısımlarda yer verdiği yivlerini, Mavi Camiinde, çok aşağılardan itibaren başlatmak suretiyle, sütunların heybetini ve ağırlığını hafifletmiştir. Bu hem cesur ama hem de isabetli ve artistik tercihi ağır basan bir dizayndır.

– Camiye önce dışarıdan bakarsak 6 minareye sahip. O yüzden bu niteliği ile tek kalıyor.4 köşesindeki minarelerin 3’er ve avlusunun köşesindeki 2 minarenin ise 2 ‘şer şerefesi var. 16 Şerefe. Yapı, üç yanından, taş duvarlı ve 5 kapılı bir avlu ve bahçe ile çevrili. Camii önünde  de revaklı ve taş döşemeli bir iç avlusu vardır. Burada 26 granit ve mermerden stalaktit üslubunda başlıklı sütun,30 kubbeyi taşır.3 kapı ile girilen iç avlu, mermer döşemelidir. Batı yönündeki kapı,anıtsal ölçülerdedir.Avlunun ortasına 6 sütunlu, bir şadırvan yerleştirilmiştir.

– Camiye de 3 kapı ile girilir. Avluya açılan kapı en büyüğüdür. Caminin ana yapısı ile beraber, şu tamamlayıcı bölümler de eklenmiş, bunların kimisi ancak birkaç yıl sonra bitirilmiş, sonunda tam bir külliye meydana gelmişti:

  • -Hünkâr Kasrı
  • -Medrese
  • -Dar-ül Kurra
  • -Sıbyan Mektebi
  • -Arasta
  • -Hamam
  • -İmaret
  • -Darüş-şifa
  • -Türbe
  • -Sebiller

 

Sultanahmet Caminin Yerleşim Düzeni

TÜRBE

Hünkârın büyük mermer türbesi vardır. Türbe kendi küçük bahçesi içine yerleştirilmiş bir yapıdır. Üç kubbeli ber portikosu ve bir anneksi vardır. ancak onarıma ihtiyacı bulunur. Yanındaki medresenin dershanesinden üç katlı beş dizi halinde yan pencereleriyle dikkat çekecek ölçüde daha büyüktür. Türbede bulunanlar Sultanahmet Hanın oğulları II. Osman (Genç Osman) 4’üncü Murad ile İbrahim Han’ın annesi Kösem valide denmekle bilinen ve şehiden (boğdurulmuştur) vefat eden Mahpeyker sultan gömülüdür. 4’üncü Murad Hanın kızı Safiye sultan  ve şehzadelerden Sultan Orhan Sultan Beyazıd Sultan Mehmet ve Sultan Osman’ın on beş şehzadesi on iki sultan ile Sultan Ahmed in dört Hasekisi(eşi)gömülüdür.

DARULKURRA

Bu dershane medrese avlusunun kuzeydoğu köşesine yapılmıştır ve buraya giriş kuzeydoğudan kendisi ile kabirlerin bulunduğu bahçe arasındadır. Medresenin doğuya bakan pencereleri yoktur. Caminin dış duvarının doğu kesiminde ortada bir kapı ile yükseltilerek inşa edilmiş bir sübyan mektebi yer alır.

*Türbenin güney batısında bulunan ve bir süre türbedar evi olarak kullanılan kare planlı tek kubbeli yapının Darul-kurra olduğu t. öz tarafından ileri sürülmüştür. 1. Ahmet türbesine yakın bir konumda bulunması ve türbeye geniş bir pencere ile açılması yapının darul-kurra olduğunu destekleyen özelliklerdir. medrese sokağı üzerinde yer alan basık kemerli bir kapıdan girilen darul-kurranın içinde yer aldığı avlu aslında türbenin arka bahçesidir. Önünde girişi koruyan ahşap bir saçağı bulunan bina kare planlıdır ve pandantifli bir kubbeyle örtülüdür.

MUVAKKİTHANE

Muvakkithane mevcut binanın yeniden tamiri ile 1828 yılının Ramazan ayında yeniden açılmıştır. Muvakkithaneye Sultan I.Ahmet türbesinin önündeki kapıdan girilir. Kare planlı yapının demir şebekeli dikdörtgen pencereleri vardır. Erken ampir üslupta olan muvakkithanenin saçak kısmında kademeli taştan bir silme dolaşır.1613 tarihli vakfiyesinde ”Evkat-i ezana alim ve saat-i mikadda cazim bir muvakkit” kaydı vardır’ ki bilgisinden emin olunmayan kimseye burada muvakkitlik verilmemektedir.          

SIBYAN MEKTEBİ

Dış avlu duvarına birleşen mektep beşik tonozlu bir zemin kat üzerinde yükselmektedir. Zemin katta bir çeşme ve dükkânlar üst katta kare planlı bir dershane ile merdiven sahanlığına bitişik bir helâ yer almaktadır. Dershanenin sağır olan kuzey duvarında ortada ocak yanlarda birer niş bulunmaktadır.

ARASTA

Sultanahmet külliyesinin kıble yönündeki en uç yapısı olan Arasta İstanbul da 17. yy dan kalan tek üstü açık çarşıdır. Sipahilerle ilgili eşyaların satıldığı dükkânlar bu gün turistik amaçta kullanılmaktadır. 1912 yangınında harap olan ve daha sonra arasına giren yabancı binalar nedeni ile büyük ölçüde değişikliğe uğrayan arasta Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından eklerinden ayrıldıktan sonra 1980 li yıllarda restore edilmiştir. Restorasyon işlemi yalnız arasta sokağı çevresindeki dükkânları kapsamış, ilk tasarımda dükkân sıralarının üstlerinde yer alan ve kaynaklara kubbeli odalar olarak adlandırılan hücrelere ait kalıntılar rekonstrüksiyonları için yeterli veri bulunmadığından arkeolojik kalıntı olarak korunmuşlardır. Bugün arastanın parçası olarak kabul edilmekle birlikte sokağın kuzey yönündeki uçta yer alan 9 dükkânın aslında oda dizisi olduğu üst katında da odalar bulunduğu vakıf defterinden anlaşılmaktadır. Üst kata ait bir iz kalmamıştır. Asıl arasta odaların güneyinden başlamaktadır. Karşılıklı dükkân dizilerinden oluşan bu bölümün kuzeybatı kanadı güneydoğuya doğru alçalan arazi için bir istinat duvarı görevi görmektedir. üst kattaki odaların önündeki terasa alt yapı oluşturmak için dükkân ara duvarlarının kuzeybatıya doğru uzatıldığı yapılan kazıda anlaşılmıştır. Kuzeybatıdaki dükkânların başlangıcında arastayı camiye bağlayan yola açılan kapının kuzeyinde ara duvarı ve örtüsü yıkılmış olan iki dükkân bulunmaktadır. Arasta sokağı üzerinde ilk yapıldığında 32 olan dükkân sayısı araya giren sarnıç ve mozaik müzesi dolayısıyla azalmıştır. Tavukhane sokağı üzerindeki 5 dükkânla batı dükkânlarının toplam sayısı 39 a yükselmektedir. Güneydoğu dükkân dizisi ise tek doğrultulu üzerinde sıralanan 33 dükkândan oluşmaktadır. dizinin kuzeydoğu ucunda bulunan sebile bitişik bir kapı kemeri ve söve kalıntısı bulunmaktadır.

HAMAM

1912 İshak paşa yangınında soyunma kısmı yok olan hamamın mermerleri sökülerek satılmış ve yapı uzun yıllar terk edilmiştir. büyük saray kazısı sırasında yıkılması öngörülen hamamın günümüze ulaşmış olması şanslı bir olay olarak nitelendirilebilir. Bu gün örtü öğelerinin çoğu harap durumda olan hamamda 1970 lerde içine yerleşen bir aile barınmaktadır. Yapının ayakta duran kısımları ılıklık, halvet, külhan ve hazne olarak 3 bölümde incelenebilir. yok olan camekân mekânını iç kısımlara bağlayan iki kapıdan biri doğrudan ılıklığa diğeri duvarlarında tıraşlık yada helâ bölmelerine ait izler olan küçük bir hacime açılmaktadır. Helâ tıraşlık mekânını doğrudan ılıklığa açılan bir kapısı daha vardır. Ilıklık “L” planlı bir mekândır. birbirine dik iki kol şeklinde gelişen bu hacim halveti doğu ve kuzey yönlerinde sarmaktadır. ılıklığın her iki kolundan da halvete girebilmektedir. sıcaklık bölümü hişlerle derinleştirilmiş altıgen planlı ana mekâna iki halvet hücresinden oluşmaktadır. ikisi küçük biride merkezi hacimden kemerle ayrılan derin bir eyvanla genişletilen halvetin kubbesi yıkılmış göbek taşı kurna gibi ayrıntıları günümüze ulaşmamıştır. halvet hücrelerinin tromp lı kubbeleri korunmuştur. Altıgen planıyla dönemi için ilginç bir plana sahiptir.

DARÜŞŞİFA

17. yy da tek yapılan Darüş-şifa olan olan Sultanahmet darüşşifası sanayi mektebinin yapımı sırasında büyük mücadele görmüştür. Hücreleri ve revakları yıkılan yapının dış duvarlarına ve kuzeydoğudaki basık kemerli kapısına dokunulmamıştır. Revaklara ait bazı sütun ve başlıkları yerlerinde korunmuş, bir bölümü okulun girişinde kullanılmıştır. Revaklı bir avluyu çevreleyen kare planlı kubbeyle örtülen 26 odadan oluşan darüşşifanın plan düzeninde hekimlikle veya hasta bakımıyla ilgili özel bir biçimlenme görülmemektedir. helaların yeri belirtilmemiştir. girişin karşısında hücrelerden daha dar bir mekan içinde yer aldığı gösterilen koyu Bizans döneminde sarnıca dönüştürülen hipodrom sarnıcından darüşşifanında yararlandığına işaret edilmektedir. Darüş-şifaya bağlı bir hamam olması sağlığın temizlikle olan ilişkisine verilen önemi belirtmektedir. yapının hamamla bağlantısı alışılmışın dışında bir düzende revak içinden geçilen bir hücre aracılığıyla sağlanmıştır. küçük bir soyunma ve ılıklık kısmına bağlı yan yana iki halvet ve hücresinden oluşan hamamın hazne ve külhan kısmı doğudadır. yapının bahçeye açılan diğer bir kapısı bulunmaktadır. 1894 depreminden sonra meydana bakan cepheye bugün Marmara üniversitesi rektörlüğü olarak kullanılan ziraat orman ve maadin nezareti binası yapılmış ve imaretin meydanla ilişkisi kesilmiştir.

Sultanahmet’in 1612 yılında darüşşifa yapımına henüz başlanmadan önce hatırlattığı vakıfnamede de yapıdan çok görev alacak ekibin özellikleriyle ilgili bir bölüm bulunmaktadır.”açık fikirliliği ve zekâsı ile ünlü sağduyulu ve olayları çabuk kavrayabilen insan tabiatı özelliklerini ve ilaç hazırlama ilkelerini bilen içecek ve macun hazırlama konusunda hünerli muhtaç olanların işlerinin gözetilmesinde iyi davranışı belli olan yufka yürekli kibirsiz tanıdık ve yabancıya karşı tatlı sözlü seçkin bir kimse hekim olup hastaları onlara iyi davranarak tedavi etmelidir”.

Bugün darüşşifa ile birlikte Sultanahmet Teknik Lisesi tarafından kullanılan imaret yapılarına Sokullu Mehmet paşa yokuşu tarafından girilmektedir. İmarete ait olup mimari kimliğini büyük ölçüde koruyabilen 3 yapı bulunmaktadır.

SEBİLLER

İnşaat defterindeki programa göre külliye yapılması öngörülen 4 sebilden 3 ü günümüze ulaşmıştır. Bunların ikisi at meydanına açılan dış avlu kapıları yanında 3. ise arastanın güneydoğu ucunda bulunmaktadır. 4. sebil tavukhane sokağı üzerinde bu yöndeki girişin batısında yer almaktadır.

HÜNKÂR KASRI

Padişahın namazdan önce yada sonra oturup dinlenebileceği sohbet edebileceği bir yapı olarak tasarlanan hünkâr kasırlarının bilinen ilk örneği 1. Ahmet tarafından yaptırılmıştır. çeşitli onarımlarla günümüze ulaşan kasır birçok özgün ayrıntısını yitirmiş son onarımını 1949 yangınından sonra geçirmiştir. dış avlu zemininden kısa bir rampayla çıkılan yapı yüksek bir bodrum üzerinde yükselmektedir. giriş katında bir koridorla ulaşılan iki oda yer almaktadır. holün doğu duvarında yer alan kapı bu yönde bir bağlantının varlığına işaret etmektedir. ancak bu yönde bulunan yapı yapılar hakkında ne yazılı nede görsel malzeme bulunmaması niteliklerinin anlaşılmasını zorlaştırmaktadır. giriş holünden padişahın kullanımına ayrılan üst kata bir rampayla ulaşılmaktadır. Osmanlı mimarlığında ilk kez burada padişahın tahtırevan ve ya atla üst kata ulaşmasını sağlayan rampalı düzen kurulmuştur. bir iç sokak gibi ele alınan rampa demir parmaklıklı pencerelerle avlu yönüne açılmaktadır. üst katta Türk evine özgü bir galeri düzenlemesi gözlenmektedir. dış avlu yönü pencereli bir duvarla sınırlanan hayatın boğaz cephesinde kasrı camiye bağlayan galeriyi taşıyan bir sütun dizisi yer almaktadır. kasrın padişah için ayrılan bölümü birbirine bitişik ve birinciden geçilerek ulaşılan iki odadır. her iki odada da benzer mimari öğeler ocak, niş, pencereler bulunmaktadır. kasır önceki başodaya daha iyi görüş açısı sağlamak amacıyla boğaz ve Marmara ya dik olarak yerleştirilmiştir. Özgün çatı ve bezemeleri yok olan kasrın değerli kumaş kilim halılarla döşendiği inşaat defterinde satın alınan eşyalar listesinden öğrenilmektedir. hünkâr mahfilide yedi kandilli gümüş fener, fıstıki gümüş top, nakışlı deve kuşu yumurtası, kırmızı billur bardak, fağfuri sürahi, fildişi ayna, altın yaldızlı kozalak, sedefkari ibrik gibi doksanı aşkın değerli eşya ile donatılmıştır.

MEDRESE

Külliyenin kuzeydoğusunda, türbeye yakin bir konumda yer alan medrese, uzun ekseni kıbleye paralel doğrultuda olan dikdörtgen planlı bir avlu çevresinde şekillenen revaklar, hücreler ve mescit – dershaneden oluşmaktadır. Kuzeybatı cephesinin ortasında yer alan giriş, hücre dizisi arasında bırakılan bir geçitle revaklara bağlanmaktadır. dikdörtgen planlı avlunun ortasında dairesel planlı bir mermer havuzbulunmaktadir. Medresenin güneydoğu kenarının ucundaki iki hücrelik alan helâlara ayrılmıştır. yani tümüyle kesme taştan yapılmıştır. boyut ve cephe düzeniyle hücrelerden ayrılan dershane kütlesi, kuzeybatıda hücre dizisinin ucuna birleşmektedir. cephelerde iki katli pencere düzeni – altta dikdörtgen çerçeveli pencereler üstünde, ortadaki daha yüksek olan, üzeri kemerli üç pencere – yer almaktadır. Yapının genel uygulamalarından ayrılan diğer bir özelliği hücrelerinin avluya açılan iki katli pencere düzenine sahip olmasıdır.

Sultanahmet Caminin Yapımında Kullanılan Malzemeler

-Küfeki Taşı

-Marmara Mermerleri

-Renkli Taşlar

-Ateş Taşı

-Tuğla ve Kiremit

-Ağaç

-Kireç ve Horosan

-Demir

-Kurşun

-Lökün

-Pamuk

-Keten

-Keçe

-Saman

-Tutkal

Mastaki ve Sandalos

-Zift

-İsvidaç

Sultanahmet Caminin Adresi ve Harita Bilgileri

Adres: Sultanahmet Cami, Eminönü, 34122 Sultanahmet, İstanbul

Sultanahmet Caminin Resimleri

Sponsorlu Bağlantı

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.