İnanmak İhtiyacı Doğuştan Mıdır ?

Sponsorlu Bağlantı

Peygamber efendimiz tarafından da buyurulduğu üzere, ister kafir anne ve babadan olsun, ister mümin anne ve babadan olsun, tüm çocukların islam fıtratı üzere dünyaya geldiği, ancak sonradan anne ve babaları tarafından farklı dini inançlara yönlendirildiği buyurulmuştur. Dolaysıyla çağımızda da yaygın bir şekilde merak edilen inanmanın doğuştan bir eylem olduğunu bu vesile ile belirtmekte fayda görmekteyiz.

Dünyaya gönderilmeden önce tertemiz ve günahsız bir şekilde yaratılan insanın dünyaya geldikten sonrası aşamalarda gerek yakın çevresinden, gerek ailesinden ve gerekse de diğer insanlardan gördüğü inanç eylemleri doğrultusunda dini inancında şekillenme hasıl olarak, iradesi doğrultusunda inanç tercihinde bulunabilmektedir.

İnanmak Bir Gereksinim Midir ?

Yaratılış fıtratı gereğince inançlı olması gereken insanın, bu açıdan dünya hayatının sürdürülebilir olması sebebiyle mutlak olarak inanması gerekmektedir. Araştıran, düşünen ve hatta eyleme döken her kişinin inanma gereksinimi duyabildiğini, yaratılmış olunmasını ve içeriğinde yer aldığı kainatın boşa yaratılmadığını bu durumun mutlak olarak sonsuz bir güç sahibi tarafından yaratılarak kontrol altına alındığı idrak etmektedir.

Nitekim, herhangi bir inanca sahip olmayan yani ateist olan bir insanın dahi dünya hayatında çeşitli zamanlarda çeşitli problemler karşısında bunalarak, tek çıkış kapısı olarak yüce bir yaratıcı bulunduğu düşüncesine sahip olabildiği ve bu fikir doğrultusunda inancından dönerek, yüce yaratıcısına duada bulunduğu eyleminin de, bu açıdan inançsız olan bir kimsenin dahi gerçek anlamda zorluklar ile karşılaşması durumunda, inanma gereksinimi duyabildiğini ayrıca belirtmekte fayda görmekteyiz.

 İnanma Gereksinimi Hangi Kavramdan Kaynaklanmaktadır ?

İnançsız olduğunu dile getirse dahi, gerçek anlamda her insanın doğası gereği inanma gereksinimi söz konusudur. Ancak, bireyin içerisinde doğup büyüdüğü aile ve çevre ortamının bireyde inanç pekişmesinde ciddi anlamda rol üstlenebildiğini de ayrıca dile getirmekte fayda görmekteyiz. Nitekim bu konuda, peygamber efendimiz tarafından her çocuğun islam fıtratı yani tevhid üzere dünyaya geldiği, ancak anne ve babasının Hıristiyan, Yahudi ve farklı dini inançlara sahip olması sebebiyle, çocuğun da tevhid inancından sapmasını sağladığı buyurulmaktadır.

İlk insan ve ilk peygamber olan hazreti Adem peygamberden son perygamber olan hazreti Muhammed’e kadar Allah’ın elçisi görevinde bulunan birçok peygamberler tarafından insanlara tevhid yani hak inanç olan islamiyete davetler yapılmıştır, ve bu vesile ile insanda inanma gereksiniminin temel kaynağının da yüce Rabbine kul olmanın ve O’nun tarafından gönderilen peygamberlerin hak olduğuna inanmak olduğunu belirtmekte fayda görmekteyiz.

Hiçbirşeye İnanmamak Söz Konusu Olabilir Mi ?

Fıtratı gereği insanın hiçbir şeye inanmaması söz konusu olmamaktadır. Bu eyleme sahip olan bir insanın akli ve ruhsal bakımdan hastalıklı olması söz konusu olduğunu belirterek, inançsız bir insanın dahi sıkıntılar karşısında pes ederek, sonsuz bir kudret sahibinin var olabildiği kanaati taşıması, bu açıdan bir insanın gerçek anlamda hiçbir şeye inanmamasının mümkün olamayacağını açık bir şekilde göstermektedir.

Sponsorlu Bağlantı

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.