Peygamberimizin Adaleti


Peygamberimizin Adaleti,peygamberimizin hayatı,peygamberin adaleti,H.z muhammedin adaleti, H.z muhammedin hayatı,Peygamberimin hukuku

Peygamberimizin Adaleti

Her şeyi hikmet icabı yerli yerine koymak, her hakkı hak sahibine vermektir. Adaletin zıddı ise zulümdür. Peygamberimiz (S.A.V.) dünya ile olan ilişkisini kesmemiş, İslam’ı tebliğ ye yaymak için yüzlerce birbirine düşman olan Arap kabilesiyle ayrı ayrı ilgilenmiştir. Peygamberimiz (S.A.V.) kabileler arasındaki çeşitli ihtilafları adil bir şekilde çözmüş, hiçbir zaman adalet ve merhametten zerre kadar ayrılmamıştır. Onun için bütün Arap kabilelerinin sevgi ve saygısını kazanmıştır. Kısa bir zaman içinde İslam’ı Arabistan’a yaymayı başarmış yegâne insandır. Müslüman olmayan Yahudi ve Hıristiyanlar da aralarındaki ihtilafları çözmek için adil davranan ve hiçbir zaman taraf tutmayan Peygamberimiz (S.A.V.)’e geliyorlardı. Aralarındaki çeşitli ihtilafları onların kendi kanunlarına göre çözüyordu. İnancından dolayı kimseye ufacık dahi haksızlık yapılmamıştır. Hiç kimse mal, mülk, mevki, şöhret ve mertebesinden dolayı farklı bir uygulamaya tabi tutulmamıştır. Allah (C.C.) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Muhakkak ki Allah; adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” 

Allah (C.C.) bu ayette dünya nizamını sağlayan şu üç esası insanlara emretmektedir: Adalet; Hakkı hak sahibine vermek. İhsan; İyilik ve hayırlı işler yapmak. Akrabaya Yardım; uzak ve yakın olan bütün akrabalara iyilikte bulunmak. Allah başka bir ayette ise şöyle haber vermektedir: “Ey İman edenler! Adaleti titizlikte ayakta tutan, kendiniz, ana babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) saha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa Suresi, 135)
Şahitlik yapacak olan kimsenin doğru şahitlik yapması, sadece Allah’tan korkarak hareket etmesi açıkça emredilmektedir. Yine Allah (C.C.) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.” (Maide Suresi, 8)

Adalet adeta sosyal hayatın sigortası hükmündedir. Adalet olmazsa toplumun düzeni bozulur. Ebu Said El Hudri’nin bildirdiğine göre; “Bir gün Peygamberimiz (S.A.V.) savaş ganimetlerini dağıtmakta iken yoğun bir kalabalık vardı. Ashaptan biri haddi aşarak Peygamberimizin sırtına çıkarcasına, üzerine abanmıştı. Peygamberimiz (S.A.V.) elinde bulunan ince hurma değneğiyle onu ikaz ederken, yanlışlıkla değnek sahabenin yüzüne geldi. Ve sahabe hafif bir şekilde yaralandı. Peygamberimiz (S.A.V.) değneği sahabenin eline vererek “Hakkını al” buyurdu. Sahabe ise “Ben hakkımı size helal ediyorum diye cevap verdi. Bu örnek, adaletin gecikmeden bizzat kendisinde uygulanmasını sağlamış oldu.  Adaletin yerleşmesinde devlet başkanı, zengin ve rütbeli her kim olursa olsun fark etmeyeceğini ashabına ifade etti. Sahabelerden Ebu Hadrad bir Yahudi’den borç para almıştı. Vade dolduğu için Yahudi alacağını ısrarla istiyordu. Ebu Hadrad’ın ise üstündeki elbisesinden başka hiçbir mal varlığı yoktu. Sahabe borcunu ödemesi için Yahudi’den bir süre vermesini istedi. Yahudi bunu kabul etmedi. Sahabeyi alıp Peygamberimiz (S.A.V.)’in huzuruna getirdi ve alacağını ondan tahsil etmesini istedi. Sahabe ilerde eline bir para geçince borcunu ödeyeceğini Peygamberimiz (S.A.V.)’e söyledi. Peygamberimiz (S.A.V.) sahabenin yapmış olduğu bu teklifi kabul etmedi ve borcunu hemen ödemesini istedi. Sahabe bunun üzerine bir kısım elbiselerini satarak borcunu ödedi.

Yine bir gün, Peygamberimiz (S.A.V.) hurma bölüşümü için Abdullah Bin Sehl ile yeğeni Muhlise’yi Hayber’e görevli olarak göndermişti. Abdullah’ı bir kısım kimseler yolda öldürdüler. Muhlise öldürenleri, Peygamberimiz (S.A.V.)’e gelip şikâyette bulundu. Peygamberimiz (S.A.V.) Muhlise’ye sordu: “Yahudilerin Abdullah’ı öldürdüklerine dair yemin edebilir misin?” Muhlise olayı kendi gözü ile görmediği için, yemin edemeyeceğini beyan etti. Hâlbuki Hayber’de Yahudilerden başka hiç kimse yoktu. Fakat Abdullah’ı Yahudilerin öldürdüklerine dair olayı gören hiçbir görgü şahidi yoktu. Peygamberimiz (S.A.V.) öldürülen Abdullah için devlet hazinesinden yüz deve kan bedeli ödedi. Efendimiz (S.A.V.) suç kesin delillerle sabit olmadıkça vicdanî kanaatle hüküm vermezdi. O yüzden taraflardan davaları için şahit getirmelerini isterdi. Peygamberimiz (S.A.V.) vefatına yakın tarihte son hastalığında, sahabeleri toplayarak onlara şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Sizlerden ayrılma vaktim oldukça yaklaştı. Eğer birinizin sırtına vurmuşsam, işte sırtım gelsin vursun, birinizin malını almışsam işte malım gelsin alsın” dedi. Peygamberimiz (S.A.V.) ömrü boyunca hakkaniyet ve adaletten asla ayrılmamıştır. Her hususta adaleti esas almıştır. Başkasına yapılacak en küçük haksızlığa dahi gönlü razı olmamıştır. Haksız yere başkasına ait bir şeyi almak zulümdür. Zulmün sonucu ise açıklı bir azaptır. Ancak adaletin gerçekleşmesi ile insan vicdanı rahat etmektedir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.” (Nisa Suresi, 58)

Mekke fethedilince Kâbe’nin anahtarları o gün henüz Müslüman olmayan Osman Bin Talha’da bulunuyordu. Hz. Ali (R.A.) anahtarları ondan alarak Kâbe’yi açtı. Peygamberimiz (S.A.V.) içeriye girerek iki rekât namaz kıldı. Amcası Hz. Abbas (R.A.) gelip Kâbe’nin anahtarlarını talep etti. Bu şerefli görevin kendisine verilmesini istedi. Ancak bu ayet nazil olunca anahtarları bu görevi hakkı ile yapan eski vazifeli Osman Bin Talha’ya geri verdi. Bu güzel olay Osman Bin Talha’nın Müslüman olmasına vesile oldu. Peygamberimiz (S.A.V.) adaletle ilgili bir kısım Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Yer ve gök adaletle ayakta durmaktadır.” (Ebu Davud)

“Adaletle hükmeden idareciler hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşer gününde arşın gölgesinde gölgeleneceklerdir.” (Buhari)
“Cennete giren üç gruptan biri de adaletli kimselerdir.” (Müslim)

“Bir kimsenin hakkına tecavüz ederek ona zulmetmiş olan kişi hak sahibiyle hesaplaşmadıkça cennete giremeyecektir.” (Buhari, Müslim, İbni Mace)
“Mazlumun bedduasından sakının. Çünkü o dua ile Allah Teâlâ arasında perde yoktur.” buyurmuştur. Peygamberimiz (S.A.V.) adaletle davranan kişileri her zaman övmüştür. Hakka tecavüz eden zalimlere de karşı çıkmıştır.


Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Sosyal Medya Haberleri
Kadın sitesi