Takvim Yazısı – Bazı Dini Tabirler


Bazı dini tabirlerin kısa açıklamaları takvim yapraklarına dikkatimizi çekti ve sizler ile paylaşmak istedik. 

İbadet: Lügatte kullukla bulunmak demektir. Istılahta ise; yapılmasında sevap olup Allah rızası için Allâhü Teâlâ’ya ta’zim etmek için yapılan ameldir.

Taat:   Emre imtisal etmek, emri tutmak demektir ki, itaat da denir. Dinde taat: Yapılmasından dolayı sevap bulunan – niyetli ve niyetsiz- herhangi bir ameldir. Hak Teâlâ’nın emirlerini gönül isteği ile yerine getirmek birer taattir.

Niyet: Kasd manasındadır. Yani, kalbin bir şeye azim etmesi, yönelmesi demektir. Dinde niyet: Yapılan bir vazife ile Hak Teâlâ’ya taatda bulunmayı ve ona manen yaklaşmayı kasd etmekten ibarettir.

     Bir amelin ibadet olabilesi için niyete ihtiyaç vardır. Mesela: Biz namazlarımızı Allâhü Teâlâ’nın emrine itaat etmek, rızasını kazanmak için kılarız. İşte bu, namaz hakkında niyettir. Yoksa başkasına göstermek için veya spor yapmış olmak için namaz tarzında yapılacak hareketler , ibadet değildir. Niyetle yapılan taharet, mesela abdestte bir ibadettir.

Ef ‘ â-i mükellefin: Mükellef; akıllı ve balîğ; ergen insanların yaptıkları işlerdir ki: Farz, vacip, sünnet, müstehap, helal, mübah,mekruh,haram,sahih,fasit,batıl gibi kısımlara ayrılır.

Farz: Yapılması dinde kat’î sûretle emrolunan herhangi bir vazifedir. Farz-ı ayın ve farz-ı kifâye kısımlarına da ayrılır. 

Farz-ı ayın: Mükelleflerden her birinin yapması lazım gelen farzdır. Beş vakitteki namazlar gibi.

Farz-ı kifâye: Mükelleflerden bazılarının yapmaları ile diğerlerinden sakıt olan , yani, onlar için yapmak mecburiyeti kalmayan farzdır. Cenaze namazı gibi.

Kabir suâli: İnsan ölünce kabrinde ” Münker ve Nekir” melekleri tarafından sorguya çekilecek, “Rabb’in kimdir?, Peygamberin Kimdir?, Dinin nedir?, Kıblen neresidir?” diye sual olunacaktır ki, buna kabir suâli denir.

Sual ve cevap, âhiret gününde Allâhü Teâlâ tarafından insanlar ve cinlerden mükellef olanların sorguya çekilmesidir. Mahşerde büyük bir adalet mahkemesi kurulacak, herkesten dünyadaki yaptıkları sorulacak, ona göre hakkında karar verilecektir.

Amel Defteri, her insanın dünyada iyi ve kötü bütün işledikleri melekler tarafından yazılmış olan defterdir. Bu defter ahirette sahibine verilecek, ” Al kitabını oku” denilecek, hiç bir şey gizli kalmayacaktır.

Mîzân, mahşerde herkesin amellerini tartmaya mahsus bir adalet âletidir ki, amelleri iyi ve kötü miktarı anlaşılmış olur.

Sırat, Cehennemin üzerine kurulmuş olup geçilmesi pek zor köprüdür. Üzerinden Allâhü Teâlâ’nın muhterem kulları pek kolay geçer, Hattâ bir kısmı birer göz kamaştırıcı şimşek gibi geçip Cennete gireceklerdir.

     Kâfirler ile affa mazhar olmayan bir kısım mü’minler de geçemeyip Cehenneme düşeceklerdir.

Kevser Havzı, Mahşer gününde Allâhü Teâlâ tarafından Peygamber Efendimiz ( s.a.v) ihsan buyrulmuş olan gayet büyük bir havuzdur. Bunun pek tatlı, berrak suyundan mü’minler içecek, mahşerin dehşetinden ileri gelen hararetlerini gidereceklerdir. 

Şefaat, âhiret günü bir kısım günahkâr mü’minlerin af edilmeleri ve itaatli mü’minlerinde yüksek mertebelere ermeleri için Peygamber Efendimizin ve sair büyük zatların Allâhü Teâlâ’dan niyaz ve istirhamda bulunmalarıdır.

     Âhirette bütün insanlara ait muhakeme ve muhasebenin bir an evvel yapılması için en büyük şefaatte bulunacak zat, Peygamber Efendimizdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bu şefaatine “Şefâat-i uzmâ” denir. Ve onun böylece hâiz olduğu yüksek makama, imtiyaza da ” Makam-ı Mahmud” denir.

Vacip, Yapılması dinde kat’î bir delil ile değil, fakat pek kuvvetli bir delil ile bulunan şeydir. Vitir ve bayram namazları gibi.

     Vaciplerin yapılmasında sevap, terk edilmesinde de azap vardır. İnkâr edilmesi bid’attir, günahtır.

Sünnet: Resûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimizin farz olmayarak yapmış oldukları şeydir. ” Sünnet-i müekkede” ve ” Sünnet-i gayr-i müekkede” kısımlarına ayrılır.

Sünnet-i müekkede: Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in devam edip pek az terk buyurmuş oldukları sünnettir. Sabah,öğle, ve akşam namazlarının sünnetleri gibi. Ezan, kâmet, cemâate devam gibi sünnetlere ” Sünen-i Hüdâ “ denir ki, bunlar da birer sünnet-i müekkede’dir.

Sünnet-i gayr-i müekkede: Peygamber Efendimiz (s.a.v)’ in ibabet maksadı ile ara sıra yapmış oldukları şeydir. Yatsı ve ikindi namazının ilk sünneti gibi.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in yiyip içmeleri, giyinip kuşanmaları, oturup kalkmaları gibi şeylere de “Sünen-i Zevaid” adı verilmiştir ki, bunlar da birer sünnet-i gayr-i müekkede demektir.

   Sünnet-i müekkede ve sünnet-i Hüdâ denilen sünnetlerin yapılmasında sevap, kasten, bilerek terk edilmesinde de azap değilse de azarlama vardır. Gayr-i müekkede ve zevaid denilen sünnetlerin yapılması ise sevgili Peygamberimize uymanın bir alameti olduğundan sevaba ve Peygamberimizin Şefâatine bir vesiledir.

Sahâbe-i Kirâm’ın sîretlerine, takip ettikleri zühd ve takva yollarına da Hanefî mezhebinde de Sünnet denir.

Müstehap: Peygamber Efendimiz (s.a.v)’ in bazen terk etmiş oldukları şeydir. Kuşluk namazı gibi. Bu, bir nevi sünnet-i gayr-i müekkede demektir.

     Müstehabın yapılmasında sevap vardır. Yapılmamasında ise azarlama, kınama ve tenzihen kerahet yoktur.

    Peygamber Efendimiz ( s.a.v), müstehap olan şeyleri sevip yapmışlar, Selefi Salihin de bunları seve seve işlemiş, bunların yapılmasını din kardeşlerine tavsiye etmiş, teşvikte bulunmuştur.

   Müstehaplara , mendup,fazilet,nafile,tetavvu’, edep ismi de verilir.Şöyle ki; müstehap olan bir şeye, sevabı çok olup işlenmesi arzu edildiğinden dolayı mendup, fazilet denir. Farz ile vacip üzerine ilava olarak yapıldığı içinde nafile denir. Kat’i bir emre dayanmaksızın sadece teberru olarak yapıldığı içinde tetavvu’ ismi verilir. Güzel ve övülmüş bir haslet olması dolayısı ile de edep denilmiştir.

    Şafiî ve hanbeli fukahasına göre sünnetler ile müstehaplar, menduplar birdir; herhangi bir sünnete müstehap veya mendup da denir.

Helal; Dinde câiz görülen herhangi bir şeydir ki, yapılmasından, kullanılmasından dolayı, kınama azarlama olmaz.

Mübah: Yapılması da yapılmaması da dinde caiz bulunan şeydir ki, yapılmasında sevap, terk edilmesin de günah yoktur. Herhangi helal bir şeyi yemek veya yememek gibi.

Sahih: Rükünleri ve şartlarına riayet edilerek yapılan herhangi bir ibadet veya muameledir. Mesela; Farzlarına, vaciplerine riayet edilerek kılınan bir namaz, sahihtir.

Caiz: Yapılması dinde men edilmeyen, yasaklanmayan şey demektir.

    Bazı muameleler, dünya ahkâmı, hükümleri bakımından sahih olduğu halde ahiret ahkâmı bakımından caiz olmaz. Cuma namazı ile mükellef bir kimsenin Cuma namazı okunurken yaptığı alışveriş gibi. Böyle bir muamele sahihtir, geçerlidir. Fakat manevi mesuliyetinden dolayı caiz değildir.

     Câiz, bazen sahih yerinde, bazen de mubah yerinde kullanılır.

Fasid: Aslında sahih iken bir şeyle birlikte olması sebebiyle meşrû olmaktan çıkan şeydir.

    Meşru olan bir ameli bozup iptal eden şeye ” Müfsid” denir. Kasten yapılırsa azaba sebeptir.Fakat sehven yapılırsa azaba sebep olmaz. Namaz içinde gülmek gibi. Gülmek esasen sahih olan namazı ifsad eder.

Batıl: Rukünlerine veya şartlarına tamamen veya bir kısmına riayet edilmeyen herhangi bir ibadet veya muameledir. Namazın rükunlarından hepsi veya biri olmadan kılınan namaz bâtıldır. Abdestsiz namaz kılmak gibi.

Mekruh: İşlenmesinde kat’î bir nehiy; yasak bulunmayıp yapılması doğru bulunmayan ve terki tercih olunan şeydir. Böyle bir fiilde “kerahet” bulunmuş olur.

Haram: Yapılması, kullanılması, yiyilip içilmesi dinde kat’î bir delil ile men edilmiş olan herhangi bir şeydir.

NAMAZA DAİR BAZI DİNİ TABİRLER

Salât: Namaz demektir. Namaz: husûşî rukünlar, şartlar ve vakitlerde zikir ( âyet ve dua) ile yapılan ibadetlerdir. 

Tekbir: “Allâhü ekber” demektir.

Kıyam: Ayakta durmaktır.

Kırâet:  Kur’an-ı Kerim’den bir miktar okumaktır.

Rükû: Namazda kırâetten sonra eğilerek baş ile arkaya düz bir vaziyet vermektir.

Kavme: Rükû’dan kıyama kalkıp bir kere ” Sübhâne rabbiye’l-azîm” diyecek kadar durmaktır.

Secde: Namaz kılarken eğilerek yüzünü Hak Teâlâ’ya tazim için yere koyup bir kere ” Sübhâne rabbiye’l-a’lâ” diyecek kadar durmaktır.

Celse: İki secde arasında bir defa ” Sübhâne rabbiye-l-azîm ” denilecek kadar oturmaktır.

Ka’de: Namazda teşehhüt, yani ” Ettehiyyatü lillâhi” yi okumak için oturmaktır.

Rek’at: Namazın bölümlerinden her biri demektir. Bir namazda kıyam, rükû ve iki secdenin tamamı bir rek’attır.


Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.