Takvim Yazısı – Kabir Hayatı

Sponsorlu Bağlantı

KABİRDE KİMLERE SUÂL SORULMAZ

İnsan ölüp kabre konunca Münker ve Nekir adlı iki heybetli melek gelir: Rabb’inden, peygamberinden, dîninden ve kıbleden sorarlar. Mü’minler cevap vermeye muvaffak olurlar. Onlar için kabirde bahçeler yaratılır, türlü zevkler ve nimetler ile nimetlenirler. Allâh’a ve onun peygamberi Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) inanmayanlar cevap veremezler, onlara azab edilir. Kabirde suâl olunmayan bazı kimseler şunlardır:

  • Peygamberler.
  • Şehitler.

Şehitler de iki kısımdır:

1-     Dünya ve âhirette şehit hükmü verilenler ki bunlara “şehîd-i hükmî” denilir. Malını, ırzını, nefsini ve diğer Müslümanları müdafaa ederken öldürülen her Müslüman şehittir. Hadîs-i Şerîfde bunlara kabir suali olunmayacağı bildirilmiş, “-O şehîde suâl olunmaz-, zira başı üstünde parlayan kılıçlar imtihan olarak ona yeter” buyurulmuştur. Bu şehitler yıkanmadan yalnız namazları kılınıp elbiseleriyle defnolunurlar.

2-   Âhiret hükmü itibariyle şehit sayılan Müslümanlardır ki bunlara da “şehîd-i hakîkî” denilir.

Suda boğulan, ateşte yanan, bina altında kalan, veba, ishal, sıtma hastalıklarından biri sebebiyle, akrep sokmasiyle ölen, nifas halinde veya gurbette veya ilim yolunda veya Cuma gecesinde vefât eden Müslüman da bu hükümdedir.

Yine veba gibi salgın hastalık zamanında başka bir şeyden ölen de – eğer ecrini Allâh’dan umarak sabrederse- böyledir. Bunlar dini vazifelerine riayetkar kimselerden iseler ahiret bakımından hakiki birer şehittirler. Fakat dünya hükmü itibarıyla şehit sayılmadıklarından yıkanıp namazları kılındıktan sonra defnolunurlar.

  • Murâbıtlar: İslâm hududunda nöbet bekleyen gaziler.Hadîs-i Şerîfde: “Murâbıttan başka bütün ölülerin amelleri mühürlenir, zira murâbıtın; düşman hududunda nöbet bekleyenin ameli kıyâmet gününe kadar devam eder, kabirde sual meleklerinden de emîn olurlar” buyuruldu.
  • Sıddîklar, çocuklar, her gece Tebâreke sûresini okuyanlar ve ölüm hastalığında İhlâs Sûresi’ni okuyanlara da kabirde sual sorulmaz.

KABİR AZÂBINDAN KURTULUŞ

Günahkârlara kabir azabı ittifakla haktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

“Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur.” buyurmuştur.

Diğer bir hadîs-i şerîfte de: “Kabir, âhiret menzillerinin evvelidir. Kim ondan kurtulursa sonraki daha kolay olur. Eğer kurtulamaz ise ondan sonrası daha şiddetli olur.” buyurulmuştur. Fakîh Ebu’l-Leys merhûm şöyle buyurdu:

“Her kim kabir azâbından kurtulmak isterse dört şeye devam etsin, dört şeyden de uzak dursun. Devam edeceği dört şey şunlardır:

Namazlarını (vaktinde ve ta’dil-i erkân ile kılarak) muhafaza etmek, Sadaka vermek,

Kur’ân-ı Kerîm okumak ve çok tesbih (Allâhü Teâlâ’yı zikir) etmektir.

Muhakkak tesbih kabri aydınlatır ve genişletir.

Kaçacağı dört şey de şunlardır:

Yalandan,

Hıyânetten,

Koğuculuk yapmaktan ve vücudunda ve elbisesinde idrardan sakınmaktır. Hadîs-i Şerîfte “İdrar (sıçramasın)dan sakınınız. Zîrâ kabir azâbının çoğu ondandır.” buyurulmuştur.

KABİRDE AZAP NİÇİN OLUR

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir gün iki kabrin yanından geçiyordu. Buyurdular ki;

“Bunlar azab çekiyorlar. Azab görmeleri büyük bir günahtan da değildir. Bunlardan birisi, idrardan sakınmaz, öbürü de koğuculuk (laf taşıyıcılık) ederdi.” buyurdular.

Sonra, yaprakları koparılmış taze bir hurma dalı alıp ikiye böldü ve her kabre bunlardan birer parça dikti. Ashâb-ı Kirâm: “Yâ Resûlallâh! Bunu niçin diktiniz?” diye sordular. Resûl-i Ekrem: “Bu ağaçlar kurumayıp taze kaldıkça azablarının hafifleyeceğini ümid ederim.” buyurdular. (Tecrid-i Sarîh)

Bir başka Hadîs-i Şerîfte de “İdrar (bevil sıçramasın)dan sakınınız. Zîrâ kabir azâbının çoğu ondandır.” buyrulmuştur. (Sünen-i Dârekutnî)

“PEYGAMBERLER KABİRLERİNDE DİRİDİRLER”

Resûlullâh’ın (s.a.v.) Ravza-i Mutahharasını ziyarete gidenlere selâm emânet etmek eskiden beri riayet olunan bir adaptır. Bunda da edebe uymalı, “Benden Resûlullâh’a selâm eyle!” değil de: “Benim adıma o dergâha yüz sür, âdâb ile salât ü selâm hizmetini yerine getir” veya “Benden mübârek ellerini ve eteklerini öp” denir. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), kendisine getirilen her türlü salât ve selâmdan haberdar olur ve selamı alır. Nitekim Hadîs-i Şerîfte “Bana bir Müslüman salât ve selâm getirdiğinde, Allâhü Teâlâ ruhumu iade eder de onun selamına karşılık veririm” buyurmuşlardır. Eğer “Fahr-i Alem’in pâk ruhları refîk-i a’lâda olduğuna göre kabirde nasıl diri olup da selama karşılık verir” diye sorulursa cevabı şudur: Mübârek ruhlarının refîk-i a’lâda olması onun şuâlarının bedenine ulaşmasına mâni değildir. Güneş gibi. Zira güneş dünyaya bunca mesafe uzakta iken ışığı yeryüzüne aksetmektedir.

Fahr-i Alem Efendimiz Miraç gecesinde Mescid-i Aksa yolunda Hz. Mûsâ’nın kabrine uğradı, onun namaz kıldığını gördü. Hz. Mûsâ’yı altıncı kat semada da gördüğünü bildirmişlerdir. Bundan anlaşıldı ki ruh kendi makamında beden gibi sabittir. Bununla birlikte rûh bedenle birleştiği zaman kabrinde namaz kılar ve selam verenlerin selâmını alır. Zira ruhlar bedenler gibi değildir. Bedenin bir anda farklı yerlerde bulunması mümkün değilse de ruhun bulunması mümkündür. Ruh, latîf olduğundan her yerde bulunabilir. Nitekim dünyada bazı Evliyâullâh bir vakitte birkaç yerde hazır bulunmuşlardır. (Ferahurruh.)

 

Sponsorlu Bağlantı

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.