Takvim Yazısı – Yalan

Sponsorlu Bağlantı

YALAN ÎMÂNA ZIDDIR

Bilinmelidir ki yalancı hiçbir zaman rezillikten kurtulamaz. Her ne kadar yüksek makam sahibi de olsa insanlar nezdinde hakir ve küçük olur, halk kendilerinden nefret eder.

Zira her ne söylese ve va’d etse, itimat olunmaz. Böyle kimselere bir musibet gelse, acınıp merhamet edilmez, bazı sözlerinde doğru söyleseler bile itimad edilmez.

Cenâb-ı Hakk (azze ve celle), Nahl sûresinin, 105. âyet-i kerîmesinde şöyle buyurur (meâlen): “Yalanı, ancak Allâh’ın âyetlerine inanmayanlar uydurur, iftira ederler. Ve yalancı ancak onlardır.” Hadîs-i şerîfte: “Sizi yalan söylemekten sakındırır, men ederim!. Çünkü yalan imana zıddır.” buyrulmuştur.

Yalan söylemek haramdır. Yalancı bir insan itimada lâyık değildir. Yalancılık yüzünden birçok haklar zayi olur, birçok facialar meydana gelebilir.

Şu kadar var ki, bazı sözler yalan suretinde olursa da kimseye zararı dokunmayıp aksine fenalığın önünü almaya hizmet eder. Meselâ: Kendisini takip eden bir caniden kaçıp saklanan masum bir kimsenin yerini bir şahsın bildiği halde bilmiyorum demesi gibi. Böyle sözler, yalan hükmünde değildir. Nitekim: “Maslahata yarayan bir yalan, fitne koparan bir doğru sözden iyidir.” denilmiştir. Velhasıl bir zaruret olmadıkça ve başkasına haksız yere zarar vermekten uzak olmadıkça yalan söyleyen şahıs kendisini mes’uliyetten kurtaramaz.

Ömer bin Abdülaziz (rh.), bazı idarecilerine ve hâkimlere şöyle yazmıştır: “Tedbire ve çareye muhtaç olduğunuz işlerde -sakın ha- yalancı kimselerden yardım istemeyiniz! Yalancılara tabi olursanız muhakkak helak olursunuz.” Yalan hakkında âlimlerin sözleri: “Yalan, mürüvvetin yokluğundan ve hayanın azalmasından meydana gelir.”

“Bir insan yalanı ancak, ihanetinden, alçaklığından veya edepsizliğinden söyler; başka türlü söylemez.”

YALAN YERE YEMİN BÜYÜK GÜNAHTIR

Yemîn, bir zaruret ve kat’î bir lüzum halinde hakkı te’yid etmek, kuvvetlendirmek ve ortaya çıkarmak için yapılır. Çok yemîn edip durmak ise yemini hafife almak olup kendi şahitliğini yaralamaktır. Gerçi Allâh’ın ismini ta’zîm ile çok zikretmek çok sevabdır, en büyük ibadettir. Fakat onu herşeyde bir tervic; kıymet ve itibar vasıtası olmak üzere kullanmak ise zikir ve ta’zîm değil, Hak Teâlâ’nın izzet ve kudsiyyetine hürmetsizliktir.

Onun için yemîn edecek kimse buna en son bir çare olarak, tamamen doğru yere olduğundan emîn olacak şekilde ve düşüne düşüne, titriye titriye müracaat etmelidir. Yoksa o yemîn, o kimsenin saygısızlığını ve Allâhü Tealâ’nın azametini tanımadığını gösterir. Yemîn gayet mukaddes tutulması lâzım gelen ve hakkın ortaya çıkarılması, emniyetin tesbiti için her vasıtanın kesildiği en son noktada müracaat edilecek en son delildir.

Çok yemin etmek gerek itikatça, gerek amelce her şerrin kaynağıdır. Bundan dolayı insan kat’i olarak bildiği hakta bile çok çok yemîn etmekten sakınmalıdır. Zira ihtiyatsız yemîn eden, yalan yere yemîn etmeye de alışır. Doğruya eğriye yemîn etmeye alışmış olanlarda ise şu vasıfların hepsi bulunabilir: Alçak, görüşü ve tedbiri hakîr; değersiz, süşî düşünür, kendi kendini küçük düşürür, yalancı, değersiz, her kalıba dökülür, her fenalığa sürüklenir.

 

Sponsorlu Bağlantı

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.